| 21:36 |
|
|
Kaliforniya'nın baharı güzel olur. Kokulu, pembe, beyaz meyve çiçekleri açan
vadiler sığ birer denizdir. Yamrı yumru ihtiyar asmalardan ilk çıkan üzüm
filizleri aşağıya sarkmış, kütükleri örtmüştür. Yemyeşil tepeler yuvarlak ve
yumuşaktır, birer göğüs gibi. Dümdüz sebze tarlalarında, açık yeşil marullar,
ince uzun küçücük karnabaharlar, gri yeşil, garip enginar sıraları uzayıp gider.
Sonra ağaçlardan yapraklar çıkar; meyve ağaçlarının çiçekleri dökülür; yeri
pembe ve beyaz bir halı kaplar. Tomurcukların ortaları şişer, büyür ve
renklenir; kirazlar, elmalar, şeftaliler ve armutlar, çiçeği meyvesinin içinde
kalan incirler... Bütün Kaliforniya'da ürün birdenbire olur; meyveler ağırlaşır;
dallar meyvelerin ağırlığı altında öyle bel verir ki, altlarına destek koymak
gerekir. Bu meyve bolluğunun arkasında işinin ehli, bilgili, çalışkan insanlar
vardır. Tohumlar üzerinde deneyler yapan, köstebek, böcek, güneş, sam gibi
milyonlarca düşmana karşı köklerin dayanmasını artırmak ve daha fazla ürün almak
için tekniklerini durmadan ilerleten insanlar vardır. Bu insanlar; tohumları,
kökleri ıslah etmek için özenle durmadan çalışmaktadırlar. Bundan başka,
ağaçları hastalıktan korumak için ilâç püskürten, üzümlere kükürt serpen,
mikropları, çürükleri, mildiyöleri ve hastalıkları yok eden kimya adamları da
vardır. Koruyucu doktorlar, sınırlardan meyve böceklerinin girmemesine dikkat
eden adamlar, hasta ağaçları karantinaya alan, köklerinden çıkaran, yakan
adamlar, bilgili insanlar vardır. Genç ağaçları, küçük asma fidanlarını
aşılayanlar bunların en beceriklileridir. Çünkü onların işi bir operatörün işi
kadar ince ve nazik bir iştir. Ağacın kabuğunu yarmak, aşı koymak, yarayı
sarmak, yarayı hava etkilerinden korumak için bu adamlarda bir operatör eli ve
operatör yüreği olmalıdır. Bunlar, büyük adamlardır. Dizilerin arasında
bahçıvanlar geziniyor, ilkbaharda çıkan otları kopararak toprağı güçlendiriyor,
toprağın suyu tutması için çevresini kabartıyor, toprakta küçük su yolları
açıyor, ağaçların suyunu emecek zararlı otları yok ediyorlar. Bu sırada meyveler
şişer, asmalardaki uzun salkımlar üzerindeki çiçekler açar. Ve ürün, mevsim
boyunca ısı arttıkça çoğalır, yapraklar koyu yeşil bir renk alır. Erikler küçük
birer yeşil kuş yumurtası kadar büyür, dallar dayandıkları desteklere doğru bel
verir ve katı küçük armutlar biçim alırlar, şeftalilerin üzerinde tüyler çıkmaya
başlar. Üzüm çiçekleri minicik petallerini atarlar. Küçücük sert yeşil teşbih
taneleri birer düğme olur. Ve bu düğmeler, ağırlaşmaya başlar. Tarlalarda
çalışanlar, küçük bahçe sahipleri ürüne bakıp bakıp düşünmektedirler. Bu yıl
ürün çok. İnsanlar gurur duymaktalar; çünkü bilgileri sayesinde bu yıl çok ürün
alınmıştır. Bilgileriyle dünyayı değiştirmişlerdir. Kısa, sıska buğday, büyük ve
verimli bir ürün olmuştur. Küçük ekşi elmalar büyük ve tatlı birer meyve haline
gelmiştir. Ağaçların arasında büyüyerek minimini meyvesiyle kuşları besleyen şu
eski yabanî üzümden kırmızı, siyah, yeşil, açık pembe, erguvan ve sarı binlerce
çeşit üzüm çıkmıştır. Her çeşidin de kendine göre bir tadı vardır. Örnek ve
araştırma çiftliklerinde çalışan insanlar, meyveler de yaratmışlardır:
«Nectarines» ler, kırk çeşit erik, ince kabuklu cevizler. Ve bu insanlar seçme
yaparak, aşılayarak, değiştirerek, kendilerini ve toprağı zorlayarak, durmadan
çalışmaktadırlar. İlk kirazlar olmuştur. Libresi bir buçuk sente. Aman Ya-rabbi!
Bu gidişle kirazları toplayamayız. Vişneler, olgun ve tatlı. Kirazların ve
vişnelerin yarısını kuşlar yedi ve kuşların açtıkları deliklere eşek arıları
dadandılar. Çekirdekler yere düştü, üzerlerinde siyah parçalar sallanıyor;
kurumuş. Kırmızı erikler yumuşadı, tatlılaştı. Hey Allahım, hey!.. Erikleri
toplayıp kurutamayacağız. Kükürtleyemeyeceğiz. Gündelik ne kadar ucuz olursa
olsun, o kadarını bile verecek durumda değiliz. Ve kırmızı erikler yeri
kaplıyor, önce eriklerin kabuğu buruşuyor, sonra sinek akını başlıyor ve vadiyi
tatlı bir çürüme kokusu kaplıyor. Eriğin etli kısmı siyahlaşıyoa ürün toprağın
üstünde kuruyup kalıyor. Armutlar da sararıyor, yumuşuyor. Beş dolara bir tonı'.
Kırk adet elli librelik sandık beş dolara: Ağaçları buda, ilâçla, bahçe
yetiştir... Meyveleri topla, sandıklara koy, kamyonlara yükle, meyveleri
konserve fabrikasına ver... Sonra kırk sandığına beş dolar al. Bunun altından
kalkamayız. Ve sarı meyveler olduğu gibi yerlere dökülüyor, yerde patlıyor...
Eşek-arıları meyvenin yumuşak etine giriyorlar, çevreye bir ekşime, çürüme
kokusu yayılıyor. Sonra üzümler oldu... Biz güzel şarap yapamayız. Halk güzel
şarap alamaz. Kütüklerden üzümleri, güzel üzümleri, çürümüş üzümleri, arı yemiş
üzümleri kes. Saplarıyle, pislikleriyle birlikte bastır, çürüsün. Ama teknelerde
mildiyö ve asit formik var. Öyleyse kükürtle tanen asidi kat. Mayalanmadan çıkan
bu koku, şarabın zengin kokusu değil, çürüyüşün ve kimya maddelerinin kokusu.
Canım, ne olursa olsun, içinde alkol var ya. Sarhoş olurlar ya. Küçük çiftçiler,
borçların üzerlerine bir deniz dalgası gibi saldırdığını gördüler. Ağaçlara ilâç
serpmişler, ürünü satamamışlardı. Ağaçları budamış, aşılamıştılar ve ürünü
toplayamamışlardı. Ve bilginler çalıştılar, düşündüler, bu sırada meyveler
yerlerde çürüyordu, şarap teknelerinde çürüyen sıvı, havayı zehirliyordu.
Şarabın tadına gelince... Su kadarcık bile şarap tadı yoktu, sadece kükürt,
tanen asidi ve alkoldü. Bu küçük bahçe, gelecek yıl büyük bir kumpanyaya ait
toprağın bir parçası olarak, borç sahibini boğacak. Bu bağ, bankanın olacak.
Büyük mal sahipleri yaşayabilecek yalnız, çünkü onların konserve fabrikaları
da var. Dört armut soyulsa ve yanlsa da pişirilip konserve yapılsa, yine onbeş
sente mal olacak. Ve konserve yapılan armut bozulmaz. Yıllarca durur. Çürüme,
Kaliforniya devletinin her yanına yayılıyor; bu tatlı koku, memlekette büyük bir
acı yaratıyor. Ağaçları aşılamasını, tohumları yeşertmesini, büyütmesini bilen
insanın, aç halkın kendi ürününü yiyebilmesine bir çare bulamıyor. Dünyada yeni
meyveler yaratmasını bilen insanlar, meyvelerinin yenmesini sağlayacak bir
sistem yaratamıyorlar ve bu başarısızlık, devletin üzerine büyük bir felâket
gibi çöküyor, kalıyor. Asma köklerinin, ağaç köklerinin yarattığı ürünler,
fiyatları düşürmemek için yok edilecek. Ve işte bu hepsinden acı, hepsinden
berbat... Kamyonlar dolusu portakal yere dökülüyor. Halk meyveleri toplamak için
kilometrelerce uzaklardan geliyor. Ama halk, portakalları toplarsa, sonra nasıl
gider de düzinesi yirmi sente portakal alır?.. Ve adamlar portakalların üzerine
hortumlarla gaz fışkırttılar. Yaptıkları bu cinayete ve meyveleri toplamaya
gelen halka kızıyorlardı. Milyonlarca halk aç, halka meyve lâzım... Dağlar gibi
yükselen sapsarı yığınlara gaz püskürtülüyor. Ve çürüme kokusu bütün ülkeyi
kaplıyor. Kahveyi gemilerde yakıt olarak kullanın. Isınmak istiyorsanız mısır
yakın, çok ısıtır. Derelere patates boşaltın, aç halkın patatesleri avlamaması
için derelerin kenarına adamlar koyun. Domuzları öldürün, gömün; dünyanın
üzerine pis bir koku çöksün. Kanunun suç saymadığı bir cinayet bu. Gözyaşlarıyla
belirtilemeyecek bir keder. Bütün başarısızlıklarımızı hiçe indiren tam bir
iflâs. Bereketli toprak, dümdüz ağaç dizileri, güçlü ağaç gövdeleri ve olgun
meyveler. Ve pellagra hastalığına yakalanan çocuklar ölecek. Çünkü portakal, kâr
getirmiyor. Belediye doktorları gömme kâğıtlarını dolduradursunlar...
«Gıdasızlıktan ölmüştür» diye... Ama gıdanın çürümesi, çürütülmesi gerek. Halk.
patates toplamak için balık ağlarını alıp, derelerin kenarına gitti, muhafızlar
onları derelerin kenarına bile yaklaştırmadı. Hurda otomobilleriyle yerlere
atılmış portakalları toplamaya geldiler; ama üzerlerine gaz dökülmüştü. Ve
öylece durup, patateslerin derenin akıntısıyle birlikte nasıl sürüklendiğine
baktılar. Hendeklerde öldürülen ve sönmemiş kireçle üzerleri örtülen domuzların
böğürtülerini dinlediler. Portaka yığınlarının ilâçlı çamur içinde gittikçe
çöküşünü seyrettiler insanların bakışlarında bir şaşkınlık vardı ve açların
gözlerinde de artan bir kızgınlık, bir gazap... Halkın ruhunda büyüyen gazap
üzümleri olgunlaşıp ağırlaşıyor ve bağbozumunu hazırlıyordu.
vadiler sığ birer denizdir. Yamrı yumru ihtiyar asmalardan ilk çıkan üzüm
filizleri aşağıya sarkmış, kütükleri örtmüştür. Yemyeşil tepeler yuvarlak ve
yumuşaktır, birer göğüs gibi. Dümdüz sebze tarlalarında, açık yeşil marullar,
ince uzun küçücük karnabaharlar, gri yeşil, garip enginar sıraları uzayıp gider.
Sonra ağaçlardan yapraklar çıkar; meyve ağaçlarının çiçekleri dökülür; yeri
pembe ve beyaz bir halı kaplar. Tomurcukların ortaları şişer, büyür ve
renklenir; kirazlar, elmalar, şeftaliler ve armutlar, çiçeği meyvesinin içinde
kalan incirler... Bütün Kaliforniya'da ürün birdenbire olur; meyveler ağırlaşır;
dallar meyvelerin ağırlığı altında öyle bel verir ki, altlarına destek koymak
gerekir. Bu meyve bolluğunun arkasında işinin ehli, bilgili, çalışkan insanlar
vardır. Tohumlar üzerinde deneyler yapan, köstebek, böcek, güneş, sam gibi
milyonlarca düşmana karşı köklerin dayanmasını artırmak ve daha fazla ürün almak
için tekniklerini durmadan ilerleten insanlar vardır. Bu insanlar; tohumları,
kökleri ıslah etmek için özenle durmadan çalışmaktadırlar. Bundan başka,
ağaçları hastalıktan korumak için ilâç püskürten, üzümlere kükürt serpen,
mikropları, çürükleri, mildiyöleri ve hastalıkları yok eden kimya adamları da
vardır. Koruyucu doktorlar, sınırlardan meyve böceklerinin girmemesine dikkat
eden adamlar, hasta ağaçları karantinaya alan, köklerinden çıkaran, yakan
adamlar, bilgili insanlar vardır. Genç ağaçları, küçük asma fidanlarını
aşılayanlar bunların en beceriklileridir. Çünkü onların işi bir operatörün işi
kadar ince ve nazik bir iştir. Ağacın kabuğunu yarmak, aşı koymak, yarayı
sarmak, yarayı hava etkilerinden korumak için bu adamlarda bir operatör eli ve
operatör yüreği olmalıdır. Bunlar, büyük adamlardır. Dizilerin arasında
bahçıvanlar geziniyor, ilkbaharda çıkan otları kopararak toprağı güçlendiriyor,
toprağın suyu tutması için çevresini kabartıyor, toprakta küçük su yolları
açıyor, ağaçların suyunu emecek zararlı otları yok ediyorlar. Bu sırada meyveler
şişer, asmalardaki uzun salkımlar üzerindeki çiçekler açar. Ve ürün, mevsim
boyunca ısı arttıkça çoğalır, yapraklar koyu yeşil bir renk alır. Erikler küçük
birer yeşil kuş yumurtası kadar büyür, dallar dayandıkları desteklere doğru bel
verir ve katı küçük armutlar biçim alırlar, şeftalilerin üzerinde tüyler çıkmaya
başlar. Üzüm çiçekleri minicik petallerini atarlar. Küçücük sert yeşil teşbih
taneleri birer düğme olur. Ve bu düğmeler, ağırlaşmaya başlar. Tarlalarda
çalışanlar, küçük bahçe sahipleri ürüne bakıp bakıp düşünmektedirler. Bu yıl
ürün çok. İnsanlar gurur duymaktalar; çünkü bilgileri sayesinde bu yıl çok ürün
alınmıştır. Bilgileriyle dünyayı değiştirmişlerdir. Kısa, sıska buğday, büyük ve
verimli bir ürün olmuştur. Küçük ekşi elmalar büyük ve tatlı birer meyve haline
gelmiştir. Ağaçların arasında büyüyerek minimini meyvesiyle kuşları besleyen şu
eski yabanî üzümden kırmızı, siyah, yeşil, açık pembe, erguvan ve sarı binlerce
çeşit üzüm çıkmıştır. Her çeşidin de kendine göre bir tadı vardır. Örnek ve
araştırma çiftliklerinde çalışan insanlar, meyveler de yaratmışlardır:
«Nectarines» ler, kırk çeşit erik, ince kabuklu cevizler. Ve bu insanlar seçme
yaparak, aşılayarak, değiştirerek, kendilerini ve toprağı zorlayarak, durmadan
çalışmaktadırlar. İlk kirazlar olmuştur. Libresi bir buçuk sente. Aman Ya-rabbi!
Bu gidişle kirazları toplayamayız. Vişneler, olgun ve tatlı. Kirazların ve
vişnelerin yarısını kuşlar yedi ve kuşların açtıkları deliklere eşek arıları
dadandılar. Çekirdekler yere düştü, üzerlerinde siyah parçalar sallanıyor;
kurumuş. Kırmızı erikler yumuşadı, tatlılaştı. Hey Allahım, hey!.. Erikleri
toplayıp kurutamayacağız. Kükürtleyemeyeceğiz. Gündelik ne kadar ucuz olursa
olsun, o kadarını bile verecek durumda değiliz. Ve kırmızı erikler yeri
kaplıyor, önce eriklerin kabuğu buruşuyor, sonra sinek akını başlıyor ve vadiyi
tatlı bir çürüme kokusu kaplıyor. Eriğin etli kısmı siyahlaşıyoa ürün toprağın
üstünde kuruyup kalıyor. Armutlar da sararıyor, yumuşuyor. Beş dolara bir tonı'.
Kırk adet elli librelik sandık beş dolara: Ağaçları buda, ilâçla, bahçe
yetiştir... Meyveleri topla, sandıklara koy, kamyonlara yükle, meyveleri
konserve fabrikasına ver... Sonra kırk sandığına beş dolar al. Bunun altından
kalkamayız. Ve sarı meyveler olduğu gibi yerlere dökülüyor, yerde patlıyor...
Eşek-arıları meyvenin yumuşak etine giriyorlar, çevreye bir ekşime, çürüme
kokusu yayılıyor. Sonra üzümler oldu... Biz güzel şarap yapamayız. Halk güzel
şarap alamaz. Kütüklerden üzümleri, güzel üzümleri, çürümüş üzümleri, arı yemiş
üzümleri kes. Saplarıyle, pislikleriyle birlikte bastır, çürüsün. Ama teknelerde
mildiyö ve asit formik var. Öyleyse kükürtle tanen asidi kat. Mayalanmadan çıkan
bu koku, şarabın zengin kokusu değil, çürüyüşün ve kimya maddelerinin kokusu.
Canım, ne olursa olsun, içinde alkol var ya. Sarhoş olurlar ya. Küçük çiftçiler,
borçların üzerlerine bir deniz dalgası gibi saldırdığını gördüler. Ağaçlara ilâç
serpmişler, ürünü satamamışlardı. Ağaçları budamış, aşılamıştılar ve ürünü
toplayamamışlardı. Ve bilginler çalıştılar, düşündüler, bu sırada meyveler
yerlerde çürüyordu, şarap teknelerinde çürüyen sıvı, havayı zehirliyordu.
Şarabın tadına gelince... Su kadarcık bile şarap tadı yoktu, sadece kükürt,
tanen asidi ve alkoldü. Bu küçük bahçe, gelecek yıl büyük bir kumpanyaya ait
toprağın bir parçası olarak, borç sahibini boğacak. Bu bağ, bankanın olacak.
Büyük mal sahipleri yaşayabilecek yalnız, çünkü onların konserve fabrikaları
da var. Dört armut soyulsa ve yanlsa da pişirilip konserve yapılsa, yine onbeş
sente mal olacak. Ve konserve yapılan armut bozulmaz. Yıllarca durur. Çürüme,
Kaliforniya devletinin her yanına yayılıyor; bu tatlı koku, memlekette büyük bir
acı yaratıyor. Ağaçları aşılamasını, tohumları yeşertmesini, büyütmesini bilen
insanın, aç halkın kendi ürününü yiyebilmesine bir çare bulamıyor. Dünyada yeni
meyveler yaratmasını bilen insanlar, meyvelerinin yenmesini sağlayacak bir
sistem yaratamıyorlar ve bu başarısızlık, devletin üzerine büyük bir felâket
gibi çöküyor, kalıyor. Asma köklerinin, ağaç köklerinin yarattığı ürünler,
fiyatları düşürmemek için yok edilecek. Ve işte bu hepsinden acı, hepsinden
berbat... Kamyonlar dolusu portakal yere dökülüyor. Halk meyveleri toplamak için
kilometrelerce uzaklardan geliyor. Ama halk, portakalları toplarsa, sonra nasıl
gider de düzinesi yirmi sente portakal alır?.. Ve adamlar portakalların üzerine
hortumlarla gaz fışkırttılar. Yaptıkları bu cinayete ve meyveleri toplamaya
gelen halka kızıyorlardı. Milyonlarca halk aç, halka meyve lâzım... Dağlar gibi
yükselen sapsarı yığınlara gaz püskürtülüyor. Ve çürüme kokusu bütün ülkeyi
kaplıyor. Kahveyi gemilerde yakıt olarak kullanın. Isınmak istiyorsanız mısır
yakın, çok ısıtır. Derelere patates boşaltın, aç halkın patatesleri avlamaması
için derelerin kenarına adamlar koyun. Domuzları öldürün, gömün; dünyanın
üzerine pis bir koku çöksün. Kanunun suç saymadığı bir cinayet bu. Gözyaşlarıyla
belirtilemeyecek bir keder. Bütün başarısızlıklarımızı hiçe indiren tam bir
iflâs. Bereketli toprak, dümdüz ağaç dizileri, güçlü ağaç gövdeleri ve olgun
meyveler. Ve pellagra hastalığına yakalanan çocuklar ölecek. Çünkü portakal, kâr
getirmiyor. Belediye doktorları gömme kâğıtlarını dolduradursunlar...
«Gıdasızlıktan ölmüştür» diye... Ama gıdanın çürümesi, çürütülmesi gerek. Halk.
patates toplamak için balık ağlarını alıp, derelerin kenarına gitti, muhafızlar
onları derelerin kenarına bile yaklaştırmadı. Hurda otomobilleriyle yerlere
atılmış portakalları toplamaya geldiler; ama üzerlerine gaz dökülmüştü. Ve
öylece durup, patateslerin derenin akıntısıyle birlikte nasıl sürüklendiğine
baktılar. Hendeklerde öldürülen ve sönmemiş kireçle üzerleri örtülen domuzların
böğürtülerini dinlediler. Portaka yığınlarının ilâçlı çamur içinde gittikçe
çöküşünü seyrettiler insanların bakışlarında bir şaşkınlık vardı ve açların
gözlerinde de artan bir kızgınlık, bir gazap... Halkın ruhunda büyüyen gazap
üzümleri olgunlaşıp ağırlaşıyor ve bağbozumunu hazırlıyordu.
john steinbeck - gazap üzümleri