02:15

.........
her bulunduğum yerde daha önceki yerlerde bıraktığım bedenlerimle oluyordum öyle çoktum ki hangisiydim ben hangi kendimle yalnız kalacaktım bıraktığım bedenlerimi kendimle taşımayacağım bir yer istiyorum öyle bir yer yok ki dedi kara saçlı kız ..... hayır var sen bilmiyorsun her şey önce inanmakla başlar ben inanıyorum ve bunu ancak bir başkasıyla yapabileceğim benzerim olmayan bana benzemeyen biriyle - oysa insan ikizini öldürmek zorunda kalıyor zamanla- ama öyle zor ki bu öyle çok birbirimize benziyoruz ki sularında yıkandığımız acılarımız bile aynı kaynaktan geliyor ve gelip ruhlarımıza sahip oluyor- insan yalnızdır sahiplenmeyi bekler- birbirlerine baktılar söylenenler bu bakışla anlamını aldı hayatın zenginliği bir kez daha zenginliğini gösterdi öyle bir sevgilim olsun ki benimle her yere gelsin onunla her şeyi yapabilelim sokaklarda sürtelim en güzel öyküleri anlatalım birbirimize - insan bencildir kendi bıçağıyla yaralanmak ister- kavga edelim ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini bilmeden sevişelim sevişmeden önce ruhlarımız için hazırlık yapalım! acıyı da iğrençliği de mutluluğu da güzeliği de beraber yaşayalım kimseye hesap vermeden ama birbirimizin kıyılarını hesaplayarak maliki yevmiddin diyelim benimle birlikte ölecek birisi işte ne bileyim anlıyorsun değil mi hiç kimse uçurumlarımıza bizden önce düşmeyecek -insan yanılandır, ancak bir benzerinin hayalini kurarak yaşar ve terörist olur- beni bir anne baba sevgili gibi sevecek-insan bencildir ancak bencilliği boyunca öğrenmeyi sürdürebilir-
.........
murat çelik - gülziya
01:58

her şeyin bir öncesi vardı. yaradılışın, sözün, yeryüzü oyunlarımızın, verdiğimiz sevginin, kazanılan acıların, katliamlarımızın, yarım kalmış bir bakışın, uzun yüzlü aynaların her şeyin bir öncesi. belki de var olmamızın bir nedeni de, varlığıyla cevabını zaten yaratmış olmasında gizliydi; biz ısrarla, bir başkasına taşıtmaya zorluyoruz kendimizi. aslında, giz diye bildiğimiz her şey nedenini en açık şekilde vuruyordu içimize. vurduğu yerde bir kapı aralıyor ve o kapının aralığına biriken bakışların arasında kendi gözlerimize yer arıyorduk. gözden kaçırdığımız ve kendimizi unuttuğumuz yeri işte burasıydı hayatın yani ki herkes bir başkasının elleriyle o kapıyı açmaya çalışıyordu ki bu, yarım kalan yanımızdı hepimizin. şimdi, sorulacak soru şuydu; hangimiz açmaya cesaret edecektik o kapıyı, kendi ellerimizle ama? böyle giyinmiş bir halde çıplaklığımızdan korkarak mı?ellerimizi gözlerimizi ve yüzlerimizi tanımdan mı geçecektik o karanlık bahçeden ruhumuzun asfaltına? başımızı kaldırıp baktığımızda, bir daha hiç inmeyecek mi rollerini paylaştığımız bu fimin son perdesi içimizden ayak uçlarımıza? bir oyun yeriydi bu dünya! işte böylesine inançsız, işte böylesine çalınmış bakışlarla oynuyoruz rolümüzü. aslolan bir başka yerdeydi!
ufak.
ufacık bir şakaydı her şey.
inanmadan gülüyorduk. ruhlarımızın gözlerimize vuran yeri bozuk bir saatin düzeniyle işliyordu.

murat çelik - gülziya
01:48

- o zamanlar buralar böğürtlen çalılıklarıyla doluydu. mahallenin bütün çocukları birbirimizle yarış edercesine böğürtlen toplardık. çoğu zaman kuşlarla kavga ederdik. sürekli onlar kazanırdı. bizse avuçlarımızdaki çiziklerimizle kalırdık. her yanımızda kan sızıntıları olurdu. hep de en güzelleri en uçlarda olurdu.
yaşamak gibi.
yaşamaya uzanmaya çalışmak gibi.
uzanırken bir şeyleri unutmak gibi.
dalların en ucundaki böğürtlenlere uzanmak anlatılmamış bir gize sahip olmaktı bizim için. belki de bu yüzden kanardı avuçlarımız. kim bilir belki de
bir güzellik içindi uzanışlarımız.
yani bir güzelliği yaşıyorduk da güzellik ne demekti bilmiyorduk.

murat çelik - gülziya
15:19

ilk

Allah'ım sen hafızama mukayyet ol ..