14:21

- El Öpmek?.. (Hayretle) Niçin? İstersen konuşalım. Lakin sözden ne çıkar! Şimdiye kadar, kimbilir kaç hayvan yükü kitap okudun; ne anladın? Hiç, değil mi? İnsanların bildiği nedir? Zevk ve bencilliklerinin ihtiyacı olan sanayi ile ilgili bulunanları "bir şey"dir; lakin hak ve hakikat konusunda ne bilirler? Hiç! Akıl orantıları ile hakkı itiraf mümkündür; fakat bilmek, anlamak mümkün mü? Ne konuşalım? Harfleri bir araya getirmekle hikmet noktası bilinir mi?
...
Bu olgun kişilerin benzetmelerine ve bu alimlerin fikirlerindeki tazeliğe ne buyurursunuz? İşte varlıkların gerçek yüzüne göre insanların ilmi, Tantan'ın keşfinin bir benzeri oluyor ve sonuna kadar da böyle olacaktır. Zira insanların gözü, gerçekleri görmekte arpacık soğanı kıymet ve durumundadır, dedi.
...
Ben öyle bir fakirim yani Rabbinin ihsanına sonsuz bir ihtiyaç içinde bulunmaktayım ki, neyim varsa hepsi senindir. Ben ise sadece bir "hiç"im. Hz. Peygamber'in "El Fakru fahri" yani "Allah'a muhtaç olduğumu bilmek benim en büyük iftiharımdır" buyurması, Cenab-ı Hakk'ın tek olduğuna en büyük delildir.
...
-Azizim! İnsanlar mantığı, ne dediklerini ayırt etmek için, her dediklerini mantığa uydurmak için icar etmişler.
...
Mecliste bulunanlardan bazıları şu şekilde cevaplar verdiler:
Cenab-ı Halil İbrahim Peygamber (A.S.): Saadet çalışmak, kazanmak ve kazancını başkaları ile paylaşmaktadır.
Cenab-ı Kelim Musa Peygamber (A.S.): Saadet nefsini, Firavun gibi insanın başına bel olan aşırı isteklerden kurtarmaktadır.
Konfiçyüs: Saadet, bir tencere pirinç pilavına bütün lezzetleri sığdırmaktadır.
Eflatun: Saadet, daima yücelikleri düşünmektedir.
Aristo. Mantık! İşte saadet.
Zerdüşt: Saadet, karanlıkta kalmamaktadır.
Brahma: Saadet mi? Herkesin zannı ne ise onun aksidir.
Cenab-ı Mesih İsa Peygamber (A.S.): Saadet, geçmişi unutmak, hali hoş görmek ve geleceği düşünmemekle mümkündür.
Hz. Lokman: İnsanlar bu kelimeyi, arzu edip de elde edemedikleri bütün şeyleri bir kelime ile ifade etmek için icat etmişlerdir.
Hızır: Saadet, bitip tükenmek bilmeyen arzuların girmediği gönüllerde bazen kabarıveren bir hayalettir.
Bu sözler üzerine Buda, öfke ile ayağa kalktı:
- Ey Beşeriyet! Saadet, yok olmanın güzel isimlerinden biridir. Nirvana! Ey Beşeriyet, Nirvana!
Beşeriyet bitkin bir halde yere düştü ve
- Ooofff! Hangisi, hangisi diye mırıldandı.
O vakit Reis ayağa kalktı:
- Ey Beşeriyet! Saadet, hayatı olduğu gibi kabul etmek, yüklediği yüklere razı olmak ve hayatın iyiye gitmesi için gayret göstermektir, dedi.
Beşeriyet ayağa kalktı ve:
-Ey alemlerin kendisi ile iftihar ettiği son Peygamber Hz. Rasulallah! Beşeriyetin dertlerini anlayan ve ilacını bulan yalnız Sensin, dedi.
...
Ben, ben mi akıl dengesinden mahrum imişim? Behey divane! Sen aptallar, alıklar gibi şu hayat faciasının karşısında ezilip kalırken, ben aşkın ne olduğunu, ikilik yok iken bir kimsenin kendi kendini nasıl sevebildiğinni düşünüyordum. Düşünüyordum ki, ben, sen, hava,taş, demir hep bir şey iken neden demir ağlamıyor, taş çıldırmıyor, hava yalvarmıyor da insan... (garip bir kahkaha kopararak) işte insan sizin gibi delilerle dost olursa ne düşüneceğini bilemez oluyor. Demir ağlamaz dedim. Kim demiş? Demirle şu kadının ne farkı var? Şu halde ağlayan kim, ağlamayan kim? (Sami'nin kolununu tutup bükerek) Bak! Şu kolunu ben büktüm. Lakin senden başka olmasa kolunu kim bükerdi? Halbuki bükülüyor. Niçin! Bu "niçin"e cevap yok.Neden aşk var? Neden sefalet var? Neden zevk vaar? Neden kahrolma var? Niçin, niçin? Cevap yok, değil mi? On beş yaşında bir kız, yirmi yaşında bir delikanlı... Pekala, delikanlı bu kızı alsın, mesut olsunlar. Lakin hayır. oğlan attan düşer, kız çıldırır... Niçin? Yine cevap yok. Şimdi bu ihtiyar kadın niye yaşıyor? Benim de hayatımda ne zevk var? Hiç! Böyle iken delikanlı ölür, kız çıldırır; ben ve ihtiyar kadın yaşarız. Asıl garibi neresinde biliyor musun? Bunun niye böyle olduğunu bilen yok, yok, yok. Bu ihtiyar kadına acıyorsun, bana acımıyorsun. Onun kızı çıldırmış, pekala. Ama benim ruhum, benim kainatım, benim ... çıldırdı. Lakin insan gözü zevkin de, sıkıntının da en aşağısını görür. Oohh! Beni nereden buldunuz? Ben ki, şu varlıktaki tezat farklarını yok etmek üzere idim. Beni niye çevirdiniz? Beni neden yine "niçin"li bir aleme indirdiniz? Oohh! Niçinsiz bir varlık!.. Şu halde seninle çıldırmış kızın, benimle şu taş parçasının ne farkı var? Niçinsiz varlık!


a'mak-ı hayal - filibeli ahmed hilmi
16:07

-tamamı-

oğuz atay - tutunamayanlar