22:16

...
Her insan bilmediği şeyden korkar. Korkusunu yenmek için bilmek ister. Fakat bilmesi için araması gerekir. İşte, din bu arayış değil midir? Bununla birlikte, eğer insan bir şeyi arıyorsa, onu bulmuş ve ona kavuşmuş da değildir. Kavuşamadığı şeye erişmek için can atar. Eh, bu da aşktır işte! Kısacası, yolumuzu şaşırmış değiliz. Korkudan arayışa, arayıştan ise aşka geçtik. Hikayeleri anlatırken elimizde olmadan seçtiğimiz üslüba bakılırsa, daha önce geçtiğimiz yerlerden tekrar geçmiş bulunduğumuz kesin. Çünkü bu üç duyguya da çok aşina görünüyoruz. Ne korku, ne arayış, ne de aşk bizi şaşırtıyor. Bu duygular, gönlümüzde çoktan dinmiş fırtınalar gibi. Benim için bu durum fazlasıyla alelade. Ama senin için fevkalade gözüküyor. Arayış bitince, aranan şey artık bir kez bulunduğu için, korku da aşk da biter.
İhtiyar ise hemen cevabı yapıştırdı:
-İşte o zaman meşk başlar!
Ölüm bozulmuştu. Çünkü ona göre bir ruhu kasırıp kavuran fırtınaların dinmesi, duygusuzluk ve kayıtsızlıkla sonuçlanırdı. Bu yetmiyormuş gibi ihtiyar sözlerine bir de şunu ekledi:
-Zaten cennet budur!
Sanki beklemediği bir şeyi daha işiten Ölüm'ün dikkatle baktığı ihtiyar, şu son sözü de söylemeden edemedi:
-"...ve gülümseyen herkes cennete bakıyor demektir."
Bunun üzerine Ölüm, binyıllardan beri ilk kez yutkundu.


ihsan oktay anar - efrasiyab'ın hikayeleri
22:11

...
-Hayatını değil, insanlığını isteseydim elbette korkardın. Ancak bu güzel hediye sana sonsuza kadar verildi. Onu senden geri almam mümkün görünmüyor. Bu bakımdan sen de benim gibi ölümsüzsün. Fakat bir çok kişi için, insan olmanın zevkini ve keyfini çıkarmak değil, hayatı sürdürmek ve korumak önemli görünüyor. Ne pahasına olursa olsun yaşamaya çalışmakla, doğrusu çok büyük bir mutluluğu kaçırıyorlar. Acı ve ölüm korkuları onları yönetiyor. İşin kötüsü, bu korkuya Tanrı diyorlar. Oysa dünyayı korkuyla değil, bir insanın gözleriyle görselerdi, Tanrı'yı görmüş olurlardı.
...


ihsan oktay anar - efrasiyabın hikayeleri
21:59

...
Bakışlarındaki anlam ve derinlik, gerçekten de sanatçı ruhlu olduğunu, resim sanatının onun için çok şey ifade ettiğini gösteriyordu. Ancak sanat yoluyla ideal güzelliğe aşina olması, sanki çirkinlikleri başka insanlardan çok daha kolay teşhis etmesine, nasıl söylemeli, adeta sadece onları görmesine yol açmış gibiydi. Güzellikle oynayacak ve onun zevkini çıkaracak kadar değil, ancak onu tanıyıp teşhis edebilecek kadar yetenekli olduğu için, çirkinlik ile bunun getirdiği ızdırap, nefret ve aşağılama, Sağır'ın hayatının temeli olmuştu. Çirkinliği gördüğü dünyanın tersine, Güzelliği ancak, hayran olduğu dahi ressamların tablolarında buluyor, oysa bu sanatçıların, kendisinin çirkinlik bulduğu dünyada güzelliği gördüklerini kafası pek almıyordu. Bu haliyle o, Tanrı'nın insanlara öğrettiği iyiyi tanıyan, fakat iyiliğin tadını çıkarmak yerine başkalarını kötülükle itham eden bir ahlakçı gibiydi. Kısacası Güzellik, adamın içine bir türlü girememişti. Gerçi Güzelliğe aşıktı, ama vasıl olamamıştı. Kavuşunca meşk, kavuşamayınca aşk olduğu galiba doğruydu.

ihsan oktay anar - efrasiyabın hikayeleri
10:56

Özgürlüğün ve adaletin manifestosu tek bir cümlede gizli: "lailaheillallah!" Kuşkusuz ki yeryüzünün varisleri için zamanın, tarihin ve hayatın kodlarını iyi okumanın en doğru yolu red ile kabul arasındaki ince çizgidir. Neyi, neden ve nasıl reddedeceğini biliyorsan eğer özgürlüğün ilk basamağına adım attın demektir. İnsanı diri ve direngen tutan bir bilinç haliyle olayları ve olguları taradığında aklın, vicdanın ve kalbin arınışına şahit olacaksın. Bu arınma hali düşünce ve duyu evrenine hegemonya kurmak isteyen her türlü faşizmi deşifre eder. Modern dünya, sentetik vehimlerle hayatımıza tozpembe illüzyonları şırınga eden bu yapay evrenin kuramcıları, insanı, yaratılmışların en şereflisi konumundan alaşağı ederek, ona üretim-tüketim arasında işleyen mekanik bir alet muamelesini reva gördü. Tasarlanan ve adına 'toplum' denilen ve içerisinde 'birbirinin kurdu' bireyler barındıran kütlelerin sevk ve idaresi için devreye sokulan ideolojik aygıtlar, manipülasyonlarla işleyen inanma biçimleri icat ettiler. Hazzı ve ihtirası sürekli güdülen yalnız, umutsuz ve ufuksuz yığınlar yaşadıkları kişilik ve kimlik parçalanmaları sonucu modern bilimin önüne kobay olarak sürüldüler. İnsanlığından arınan ve soysuzlaşan bireylerin her türlü sapmışlıkları sosyolojik terimler kanalıyla 'münasip' bir çerçeveye oturtuldu. Dünya tarihinde, mutluluk adına şimdiki kadar gayret sarf edildiği bir zaman dilimi görülmemiştir. Ancak karşımıza çıkan sonuç kocaman bir kaos!
Bugün kendini küresel egemenler olarak kodlayanların en önemli enstrümanları olan ve adına liberal demokratik sistem dedikleri 'bağışlanmış özgürlük', sanal bir kurmacadan başka nedir ki? Bilimsel ve sağaltılmış yöntemlerle sürdürülen kölelik, insanı ve doğayı öylesine deterministikçe kuşatıyor ki, bu sisteme karşı çıkabilme hayali bile adeta baskı altında tutuluyor. Kitle iletişim araçları denilen devasa vehim ve vesvese mekanizmaları hayatın her alanına müdahale ediyor. Her şeyi izafileştiren, yeryüzünde kurmak istediği rahat yaşam adına bütün değerleri ve doğruları tahrip edip piyasalaştıran bu müşrik akıl, insan ırkını cinnete mahkum etmeye çalışıyor. İlahi dengenin -ki insanın, doğanın ve eşyanın birbiriyle ünsiyeti- sağladığı onurlu özgürlük alanlarına karşı kendini tanrılaştıran dahası ürettiği binlerce ideolojik evhamla binlerce tanrıcıklar icat eden bir putperest mantık bu. Devasa ve oldukça kompleks şekilde oluşturduğu kurumlarıyla bütün yaşam alanlarına nüfuz eden böylesi bir organizmada insan yalnızca kukladan ibarettir. 'La ilahe' derken görülmesi, anlaşılması ve farkına varılması gereken budur! Çünkü Tevhid'in bu ilk kelimesi, insanoğlunun özgürlük, adalet ve onurlu bir yaşam adına katılacağı yürüyüşün ilk adımıdır. Bu isyanla ahlakını, amacını ve duruşunu yeniden kurmadıkça; bu isyanın ateşini yüreklere süren Sevgilimiz Muhammed'e yol bulmadıkça ruhsuz, iz'ansız ve insansız bir geleceğe hazır ol.

ferhat kalender
19:24

kim ne derse desin, güzel şeyler oluyor bu ülkede;

güzel şeyler olacak, olmak zorunda artık.

rüzgârı tutabilir misiniz, sorarım size?

gök gürültüsünü susturabilir misiniz?

yağmuru durdurabilir misiniz,

baharı durdurabilir misiniz, sorarım size?

bakın, dağları bombalayabilirsiniz, bu doğru;

dağları bombalayabilir, otları, çiçekleri,

ağaçları yakıp yok edebilirsiniz;

kuşları öldürebilirsiniz,

geyikleri, yaban keçilerini...

ama baharı durdurabilir misiniz, sorarım size?

tarlaları, bahçeleri, şehirleri çitlerle,

duvarlarla bölebilirsiniz, tamam,

kafaları, kalpleri ve ruhları mayınlı fikirlerle,

mayınlı sınırlarla bölebilirsiniz,

ama sınırın iki yanına da aynı anda,

aynı renklerle ve aynı çağıltılarla

baharın gelişini önleyebilir misiniz, sorarım size?

çok güçlü ordularınız olabilir,

huysuz generalleriniz, şımartılmış generalleriniz,

yalancı generalleriniz

ve kuş uçurtmayan güvenlik sistemleriniz...

çok yüksek mahkemeleriniz olabilir,

asık suratlı, kalın kafalı yargıçlarınız

ve geçit vermeyebilirsiniz taş atan çocuklara,

onların başörtülü ablalarına, dağlara sürgün ağabeylerine;

geçit vermeyebilirsiniz,

yurduna dönmek isteyen fidanlara, fukaralara...

geçit vermeyebilirsiniz, onların gün ışığında,

yurtlarında, köylerinde, mekteplerinde

akranlarıyla birlikte büyümelerine,

yargıç, polis, işçi, yazar yahut başbakan olmalarına,

ve çocuklarının yanında yaşlanmalarına,

ve bağlarında, bahçelerinde, evlerinde ölmelerine,

küçük, büyük kendi oyunlarında,

acı, tatlı kendi hikâyelerinde...

geçit vermeyebilirsiniz, akla, şiire, koşulsuz sevgiye,

herkes için onura, özgürlüğe,

herkes için bolluğa, esenliğe, yaşama sevincine

ve yaratma coşkusuna, geçit vermeyebilirsiniz,

bütün bunlara kapılarınızı kapatabilirsiniz,

kalplerinizi kapatabilirsiniz, tamam,

ruhlarınızı kapatabilirsiniz, eyvallah,

ama baharı durdurabilir misiniz,

baharın gelişini önleyebilir misiniz, sorarım size?

kim ne derse desin, güzel şeyler oluyor türkiye’de,

güzel şeyler olacak, olmak zorunda artık!

çünkü türkiye, ayağına bağlı zincirleri söktü yerinden;

şimdi bütün sorun, bütün sıkıntı,

koşarken geleceğe,

zincirlerini de götürsün ayağında istiyor birileri,

zincirlerini ve onların bağlı olduğu kazığı,

o kazığın çakılı olduğu beton kafalarla birlikte...

cahit koytak - bahar tezi