20:46

Eğer, siz okuyucularımın tahammül sınırını iyice zorlamak olmazsa, israf denilen bu büyük hadisenin, hayatın içinde, varlıkların üstünde, iç dünyamızın kıvrımlarında Rahman olan Rabbimiz’in ‘rahmet’ini okuyamamak olduğunu söyleyeceğim. Yani, içte ve dışta daima konulan ‘rahmet işaretleri’ni okuyamamak israftır. İsraf doğrudan doğruya ekmeği yere atmak değil, ekmeğin üzerindeki ‘rahmet’i okuyamamak, bir ‘nimet’ olarak görememektir. Ekmeği yere dökmek bir sonuçtur, sebep ise ekmeği bir rahmet olarak görememektir. Dolayısıyla sadece sonuca odaklı israf yaklaşımları ve tedbirleri çaresiz kalmaya mahkumdur. Mesele önce, itikadın tashihi, bakış açısının rahmete ayarlı hale getirilmesidir.

İsraf içimizde başlar. Rahmeti okuyamadığımız her yerde ve her şeyde israf ediyoruz. Her israf günah, her günah israftır. Çünkü, günahta nefsimizi (yani duygularını, düşüncelerini, aklını, yeteneklerini, iç zamanını vs.) asıl sarfetmemiz gereken yerde kullanmamak vardır. Tıpkı son derece gelişmiş bir bilgisayarı, et doğrama tahtası olarak kullanmanın ahmaklığında olduğu gibi... İçimizdeki israf eşyaya, varlıklara, topluma, zamana, her şeye yansır… İsrafın olduğu her yerde umutsuzluğun zakkumları yeşerir… Umutsuzluk da hasta ruhlar, illetli bedenler, çürümüş hayatlar demektir…

düştüğün yerden kalkacaksın - yusuf özkan özburun
15:32

Yapraklar düşmede bilinmez nerden,
Gökkubbede uzak bahçeler bozulmuş sanki
Yapraklar düşmede gönülsüz
Ve geceler ağır dünyamız kopmuş gibi yıldızlardan
Kaymada yalnızlığa
Hepimiz düşmedeyiz, şu gördüğün el düşüyor
Nereye baksan hep o düşüş
Ama biri var ki bu düşenleri tutuyor yumuşak ve sonsuz.


güz - rainer maria rilke
13:51

Şu soruya cevap verilebilirse, İslâm tarihindeki pek çok sorun hatta sosyal sorunlar bile çözülebilir: Hz. Muhammed (s) de Hz. Ali de aynı dini tebliğ ettiler, neden biri başarılı oldu, biri başarısız oldu? Miladî 7. asırdaki Arap toplumunda, din İslâm dini, Kur’an aynı Kur’an, Allah aynı Allah, dil aynı dil, zaman aynı zaman, toplum aynı toplum, Hz. Muhammed (s) de Hz. Ali de insanları aynı şeye davet ettiler; fakat biri muvaffak oldu diğeri olmadı, neden?
Sorduğum bu soruya bazıları, şöyle korkunç cevaplar vermişlerdir: “Ali, uzlaşmacı değildi, haksız olanlarla uzlaşma yoluna gitmezdi, baskıyı ve zulmü kabul etmezdi, katı idi…” İyi ama muvaffak olan Hz. Muhammed (s) de böyle davranmıyor muydu?
Doğrudur, Hz. Ali’nin başarısızlığında bu sebeplerin etkisi vardır; fakat bu sebepler konuyu tam olarak açıklamamaktadır. Bu sorunun cevabı, Peygamber (s) zamanında olmayan fakat Hz. Ali zamanında var olan bir sebepte aranmalıdır. Aşikârdır ki bu sebep, ırk, kabile, hanedan ve sınıf esasına dayanan ve dönemin mele’ ve mütrefîni Kureyş kabilesinin elindeki araç olan tağut perestlik ve şirk dinidir.
Şirk dini, Peygamber (s) döneminde açık ve netti. Ebû Süfyan, Ebû Cehil ve Ebû Leheb, putların kendilerine ait olduğunu, Kureyş ticaretinin devam etmesi için Kâ’be’yi korumaları gerektiğini, Kureyş hâkimiyetinin ve ticaretinin putlara dayalı olduğunu, dünyada ve Arap kabileleri arasındaki üstünlüklerinin, makamlarının ve haysiyetlerinin Kâ’be’ye ve putlara bağlı olduğunu açık bir şekilde söylüyorlardı. Onlar diyorlardı ki, bu putlar ve onlarla ilgili efsaneler, bize atalarımızdan miras kalmıştır, dolayısıyla onları hiçbir şeyle değiştiremeyiz, onları savunmak zorundayız. Onlar, bu görüşlerini açıkça söyledikleri için kendileri ile mücadele etmek ve onlara karşı muvaffak olmak kolaydı. İşte Peygamber’in (s) muvaffak olmasının sebebi budur.
Ben, tarihî ve sosyolojik esaslara göre konuşuyorum, gaybî sebepleri ne ben bilebilirim ne de başkası. Hz. Ali bütün bu şirk unsurlarıyla savaşıyordu, fakat bu unsurlar bir örtü altında gizliydi. Bu örtü, şirk muhafızlarının yüzündeki tevhid perdesiydi. Hz. Ali’nin kendilerine kılıç çektiği Kureyşliler, putların değil Ka’be’nin muhafızları idiler. Onlar mızraklarının ucuna muallakat-ı seb’ayı değil Kur’an’ı takıyorlardı. Böyleleri ile mücadele etmek daha zordur. Bu dönemde şirk ne yapmaktadır? Cihada gitmekte, İslâmî fetihler yapmakta, mihrabı vardır, görkemli camiler yapmakta, bu camilerde cemaatle namaz kılmakta, Kur’an okumakta, bütün âlimler ve kadılar kendisine tabidir ve Peygamber (s) dinin savunucusu ve yücelteni olarak görünmektedir. Oysa içi şirktir.


dine karşı din - ali şeriati