21:37

"Kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür."
Mevlana - Mesnevi

...
"Senin buraya gelmenin sebebi sadece bizim "Gel" dememiz değil, ayrıca onların sana 'Git' demeleri. Hiç kimseye 'kötüdür' deme. Aslında onlar, bilmeden iyilik eden insanlardır."
...
Ancak Kahire Kahini Bilal, "Sakın unutma!" dedi. "Aristatalis'in dem vurduğu gibi, 'göz'ün vazifesi sadece 'görmek' değil, Hakikat'i görmektir. Hakikat'i gören bir göz, artık başka bir şeyi göremez. Çünkü o artık, başka bir vazifeyle mükellef değildir ve başka bir gayesi de yoktur. O yıldızdan gözlerini ayırdığın anda kör olursun!..."
...
Sonra sustu.
Hava kararmaya başladığında, belki dayanamadığından, ağzından şu sözler dökülmüştü:
"Her musiki, sesin değil de, aslında sessizliğin bir taklidi."
Derken şunu da söyledi:
"Musiki sessizliğe ne kadar yakınsa, o kadar mükemmel olur."
Nihayet şu sözleri mırıldandı:
"Kulakları hassas olduğu halde hiçbir şey işitmeyen kişi, O'nu dinliyordur."
Şunu da dedi:
"Sessizlik de bir perdedir. Sessizliği işitebilirsin. 'Es' bile bu perdeye kıyasla 'ses'tir."
Yüzünde bir hüzün belirdi ve dedi:
"İnsanlara neyi söylediğimi ve onları neye davet ettiğimi hemen hemen kimse anlamadı. Oysa onlara neyi ve ondan üflenen nefesini anlatmış, hepsini neye davet etmiştim. Kulağı olan işitti."
...
...Zahir, "Susma vakti geldi," dedi. "şimdi sevgiyle tokuşturulan kadehlerin tınlamasını, dost bildiğimiz insanlarla yaptığımız sohbetleri, altun paralarının şıngırtısını, bir güzelin şuh kahkahasını, mal yüklü ticaret gemilerinin yelkenlerini şişiren rüzgarın uğultusunu, ilim öğrenmek için okuduğumuz kitapların sayfa hışırtılarını ve hatta, ölümsüzlüğün sırrı olan ab-ı hayat'ı şırıltısını unutalım ve burnumuza üflenen nefesi, vakti gelince aldığımız gibi, tertemiz bir nağme olarak sessizce teslim etmeye hazır olalım. Öyleyse hep birlikte susalım ve artık O'nun sesini dinleyelim."
...
Sana bir başka hikaye daha anlatacağım. Musikideki makamlarla ilgili. Birçok kişinin varlığına bile inanmadığı Tağut ile ilgili bir hikaye. Eğer herkes, üflenmiş bir nağmeyi sinesinde taşıyor ve onu mırıldanıyorsa, bu varlık neyi teganni ediyor olabilir? Dahası eğer söylüyorsa onun şarkısı hangi makamdadır? Farz edelim ki bu makam, 'Menfure' olsun. İsmi şu ya da bu olmuş farketmez. Yine farz edelim ki, bu makam ona bir nimet olarak verildi. Fakat o, nasıl olur da bu kısacık nağmeyi binyıllardan bu yana tekrar ediyor olabilir? Ya sana, Tağut ya da Azazil'e verilen Menfure makamının durağının 'secde' perdesi olduğunu ve Tağut'un eninde sonunda şarkısını bitirip bu perdeye geleceğini, yani secde perdesinde karar edeceğini söylesem aklımı kaçırdığımı düşünür müsün? Ya sana 'secde' perdesinin, buselik ile dik buselik arasındaki onbir sesten biri olduğunu, Tağut'un da bu sesi duymaya tahammül edemediğini söylersem ne dersin? Ayrıca neyimizden her cuma, 'secde' olmasa da 'kaba secde' sesini üfleyip onu aramıza çağırdığımızı söylersem benim bir bunak olduğumu düşünür müsün? Burada şu sorunun aklına geleceğini tahmin ediyorum: Neden asıl 'secde' değil de, ondan daha pes ve daha aşağıda olan 'kaba secde'yi üflüyoruz? Bizler Yaradan'ın yarattığı her şeyi incitmeye çekiniriz ve tağut o kadar alçaklardadır ki, kaba secdeden daha tiz ve yüksek olan secde perdesine çıkamaz.
Biz bu suretle ona 'Gel' deriz. ama gelmedi. zaten Yaradan'ın ilk emri 'Ol!' idi. Dünya bu emre uyup 'oldu'. İnsana ise 'Gel!' dedi. Ama gelmediler.
...
Kahin görebilen tek gözüyle aynaya baktı ve uzun boylu, çekik gözlü o adamı gördü. Bunu görmek, kendisi gibi diğerlerinin de içinde yaşadıkları o dünyadaki asıl hakikati görmek demekti. Gözün görevinin görmek değil, hakikati görmek olduğunu söyleyen alim aklına geldi. Hakikati gören gözün başka hiçbir şey görmesine gerek yoktu. Yedikule Kahini'nin yegane gözüne de bu şekilde perde indi. Ama kör olmasına rağmen hiçbir şey görmüyor değildi. Gözlerinin ona gösterdiği yegane şey, o uçsuz bucaksız karanlıktı. Tıpkı sessizliği dinleyen Eflatun gibi, kahin de sustu. Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu.

ihsan oktay anar - suskunlar