19:49

"Bu iki zıt hâmle insanda iki benlik yaratmıştır.
"Birincisi, aşk ve fedakârlık hamleleri halinde kendi kendini aşar ve ebedilik değerlerine sarılır. Sevgili
aşkından, aile aşkından, meslek aşkından, millet aşkından, insanlık aşkından Allah aşkına kadar gider
(Esasen böyle bir transcendance olmadan varlığın mümkün olmadığı Simeranya metafiziğinin esasını vücuda getirir). İnsan fânilik sıkıntısından böyle kurtulur ve varlığının en dolgun halini yaşar. Her insan bu
"birinci", türlü an ve dereceleriyle, pek az veya pek çok şuurlu olarak vardır. Bütün sosyal ve kutsal
değerler oradadır; birinci Meral de oradadır.
"İkincisi, tabiate, uzviyete, biyolojik hayata ve içgüdülere bağlıdır ve fâni değerlere sarılır. Zamanımızda
para ve lüks hırsı, kazanç ve keyif ahlâkı çok defa birinci benliğimizi baskı altında tutan "ikinci" mizin
davranışlarından doğmuştur. Bütün kaba iştah ve şehvet, kibir ve gösteriş değerleri oradadır; ikinci Meral
de oradadır.
"Zamanımızda bu ikincinin birinciye baskın çıkışı bir tesadüf değildir, uzun bir tarih gelişinin neticesidir.
"Eski zamandan bugüne kadar, insan sezgisi ve düşüncesi, kabaca üçe bölünen çağlar boyunca, Allah ile
tabiat arasında sallanmaktan kurtulmamıştır. Âdeta her çağa ve devrelerine, hâkim düşüncesinin
karakterini veren tercih, bu sallantının bir ucudur. Eski Mısır'da ilim Allah'ın emirlerinden ibarettir ve
rahiplerin elinde idi. Geldanîlerde ve iran'da da, aynı hal. Mukaddes kitapların dışında ilim yoktu.
Hindistan'da Veda'lar her şeyi tabiat üstü ve bir bakıma ilâhî kuvvetlerle izah eden metinlerde. Çin'de
Konfüçyüs bir felsefeden ziyade din kurucusuydu. Sallantının öteki ucu, eski Grek felsefesinin birinci
devresinde, Thales'ten başlıyarak Sokrates'e kadar süren iki asır içinde, tabiatı ve her şeyin başlangıcını
araştırmaya gider. Bu, Allah'tan tabiata doğru ilk rakkas hareketidir. İnsanı anlamadan evvel tabiati
anlamanın imkânsız olduğunu düşünen Sokrates'ten sonra açılan ikinci devir, sallantının tekrar öteki uca
doğru, fakat yeni anlayışlarla zenginleştirerek dönüşüdür. Dört asır süren bu devreden sonra, insan
zekâsının İskenderiye okulunda, tabiatten yeni Eflâtuncu bir mistik düşünceye tekrar döndüğü görülür.
Öyle ki, ikili ve tezatlı hareketleriyle eski Grek düşüncesi, bir yandan tabiata ve dünyaya, bir yandan da
tabiatüstü bir ilk prensibe ve Allah'a bağlı "kozmolojik" ve "teolojik" iki görüşüyle, Doğunun ve
Uzakdoğunun tek görüşlü din felsefesinden ayrılmaktadır. Akdeniz kültüründe insan düşüncesi tek ayaklı
değildir, tabiatı ve ilahî prensibi anlamak için iki istikametli bir idrak hamlesi yapmış, fakat zaman zaman
birinden ötekine geçtiği için, iki ayağını yere tam basamamıştır.
"Ortaçağ boyunca insan düşüncesi yine tek ayak üstünde görünür. İlâhiyatçı görüş hâkimdir ve ilim yine
bir din karakteri almağa başlar. İnsanın tabiat üzerindeki dikkati azalmış ve düşüncesinin yere (maddeye)
basan ayağı kısalmıştır. Bin yıl topallayan bu düşünce, yeni çağın başında kapaklanır ve yerden
kalkamayacak bir halde yıkılmağa başlar. Sallantının bir ucu tekrar tabiata ve akla dönmek üzeredir.
"Geçen asrın sonuna kadar, dört beş yüz yıl süren bu tabiatçı düşüncenin, bazı ruhçulardan ve din
felsefecilerinden gelen mukavemetlere rağmen nasıl muzaffer olduğunu ve teknik mucizelerini verdiğini
görüyoruz. Fakat insan düşüncesi bu sefer de öteki ayağı üzerindedir ve kendi kendisini yalnız tabiat
yapısı içinde anlamaktan öteye geçemediği için, mânevi kudretinin tam şuurundan da, gelişmesi
imkânlarından da mahrum kalmıştır. Bunun felsefedeki neticesi kaba bir pozitivizm, psikolojideki neticesi vatmanların dikkatini ve hafızasını yarım yamalak ölçmekten ileri gitmeyen bir faydacılık, sosyolojideki
neticesi cemiyetlerin mahiyetlerini anlamaktan ziyade pratik ihtiyaçlarını araştıran monografi ve
istatistiklerin ortaya döktüğü bir sürü yalan yanlış rakam, politikadaki neticesi, Ortaçağın din harpleri yerine
ekonomik ihtilâflardan doğan para harplerini getirmesi, ahlâktaki neticesi de "Bugün varız, yarın yok" tan
ibaret bir fânilik endişesi içinde mahzunlaşan insanı, konfor/lüks, çılgınca macera, eğlence ve cinsî
azgınlıklar peşinde gününü gün etmekten başka ideallerden tedirgin eden bir yaşama telâkkisine
sürüklemesidir. İnsanın hayvanlığını medenileştirdiği kadar, medeniyetini de hayvanlaştıran bu çağ da,
beş asır tek ayağı üstünde topalladıktan sonra, yirminci asrın her biri iflâs eden büyük ihtilâlleri ve dünya
harpleriyle yıkılmak üzere olduğunu gösteriyor. Yirminci asrın yalnız spiritüalist filozoflarında değil, tabiat
âlemlerinde de tabiatı aşan metafizik prensiplere ve Allah'a doğru bir yöneliş görüyoruz. En büyük
zekâlarda, artık iki ayağını da yere basan yeni bir dünya hasreti doğduğu seziliyor.

peyami safa - yalnızız