20:46

Eğer, siz okuyucularımın tahammül sınırını iyice zorlamak olmazsa, israf denilen bu büyük hadisenin, hayatın içinde, varlıkların üstünde, iç dünyamızın kıvrımlarında Rahman olan Rabbimiz’in ‘rahmet’ini okuyamamak olduğunu söyleyeceğim. Yani, içte ve dışta daima konulan ‘rahmet işaretleri’ni okuyamamak israftır. İsraf doğrudan doğruya ekmeği yere atmak değil, ekmeğin üzerindeki ‘rahmet’i okuyamamak, bir ‘nimet’ olarak görememektir. Ekmeği yere dökmek bir sonuçtur, sebep ise ekmeği bir rahmet olarak görememektir. Dolayısıyla sadece sonuca odaklı israf yaklaşımları ve tedbirleri çaresiz kalmaya mahkumdur. Mesele önce, itikadın tashihi, bakış açısının rahmete ayarlı hale getirilmesidir.

İsraf içimizde başlar. Rahmeti okuyamadığımız her yerde ve her şeyde israf ediyoruz. Her israf günah, her günah israftır. Çünkü, günahta nefsimizi (yani duygularını, düşüncelerini, aklını, yeteneklerini, iç zamanını vs.) asıl sarfetmemiz gereken yerde kullanmamak vardır. Tıpkı son derece gelişmiş bir bilgisayarı, et doğrama tahtası olarak kullanmanın ahmaklığında olduğu gibi... İçimizdeki israf eşyaya, varlıklara, topluma, zamana, her şeye yansır… İsrafın olduğu her yerde umutsuzluğun zakkumları yeşerir… Umutsuzluk da hasta ruhlar, illetli bedenler, çürümüş hayatlar demektir…

düştüğün yerden kalkacaksın - yusuf özkan özburun