| 23:41 |
|
|
...
Donus yolunda bir yetimhaneye ugrayacagimizi soyledi mihmandarimiz Faruk. Yedik, ictik, gezdik, bir yandan da uzerimizdeki vazifeyi yapmis olmanin erinciyle donus yoluna dusmustuk. Afganistanda gordugum yetimhanelere benzeyen "aci yetimhanelerden" gormemistim. Ugrayacagimiz yerin de Darusselam'da oldugunu dusundugumde, eh iste, devletin yetimhanesi, eli yuzu duzgun bir yerdir, diye gecti aklimdan.
Bir yere vardik. Dillerimiz lal oldu. Kapi dersen kapi, pencere dersen pencere yok. Yuzondokuz yetim ile onlara bekcilik yapan bir kadin ve bir erkekten baska ne vardi orada? Ne yoktu ki... Burnunun sumugu akan minicik cocuklarin isil isil gozleri, utanip fotograf makinesine bakmayan 18-20 yaslarindaki delikanlilarin yuzlerini yere yikmalari, gencecik kizlarin utancla baslarini egmeleri bir sogut dali gibi, yerler kara, kapkara iken ayak yalin gezen onlarca cocuk, bir yatakta bes minik kiz cocugu birlikte yatiyordu iste. Acindirmaya mi calisiyorum? Hayir, ne oyle bir niyetim var, ne de o guzel cocuklara acimaya hakkim var. Bir odada oturduk. Ceplerimizde ne var ne yok cikardik... Hepi topu yuz-yuzelli dolar kalmisti. Hangi yaraya merhem olurdu oncacik para... Utana sikila o para verildi.
Bir kadin oturdu tam karsima. Afrika gibi oturdu:kadim, derin, masum, ac ama sessiz. Bir kadin oyle bir oturdu ki tam karsimiza, tum kadinlari silip atti yuregimizden. Ne guzeldi, ne de alimliydi. Ne seker serbet dili vardi, ne de kahkahalar atiyordu suh ve ayartici. Ne bir rahibeydi ne de bir ayartici. Bir kadin, Afrika kadar guzel ve derin bir kadin geldi yanimiza. Cantasini acti; kocaman bir proje cikardi. Uzuldum. Yazik, dedim. O projede, buyuk bir villa vardi ve o villayi yaptiramayacak diye uzuldum. Bilmiyordum tabi, kadinin o villanin kaba insaatini bitirttigini ve yil olmadan cocuklari oraya alacagini. Evet, gayretiyle,baska bir ulkeden, kendine benzeyen varsil bir kadin bulmus ve onunlabirlikte yetimhaneyi yaptiriyormus. Kendi maasi ya 30 ya da 50 dolardi. Hatirlamiyorum. Zaten o da hatirlamiyor, zira aldigini da yetimhaneye harciyormus.
Kadin, acilarini tespih taneleri gibi, bir avuc pirinc gibi, yuzumuze toprak savurur gibi atmadi iste! Kimileri dunyayi ayakta tutan sabilerdir, der. Baskalari, dunyayi ayakta tutan gucun iyilik oldugunu soyler. Kimi dervisler, evliyalarin birer sutun gibi gokkubbenin uzerimize yikilmasini engelleyen nurdan heykeller oldugunu anlatirlar. Evet, dunyayi donduren tabiat yasalari degildir. Ben de kendimce sebepler pesinde kostum onca sene... Ekvatorun iki enlem altinda bir yerlerde, Afganistanin asilmaz daglari arasinda, Bagdat'ta Dicle kenarinda, Drina'ya dogru yurudugum bir gun gordum goklerin uzerimize cullanmasini engelleyen gucun ne oldugunu. Kendinden asla bahsetmeyen insanlar tanidim soyledigim yerlerde. Nefsini silip supurmus ademogullari ve adem kizlari tanidim. Utandim. Erinc duydum. Insan olmanin ne guzel, ne zor bir hal oldugunu o insanlarla daha bir pekistirdim. Sehre geldim, kendime gelemedim ve varip kapitalizmin, insana yadirgi dusuncelerin urunlerine fit oldum!
Bu sebeptendir ki Darusselamda, kerhane sokagi gibi kullanilan bir sokakta, bir basina bir kadinin, anasiz ve babasiz cocuklara kol kanat gerdigini sanki bir ruyada gordum. O kadinin oyle kanatlari vardi, oyle keskin penceleri vardi ki disarida ucuz kokain pazarliklari yapiliyordu ve icerideki cocuklar kirin kokusunu bile almiyorlardi Ayse Mama@nin gozlerine bakip, eteginin altina sigindiklarinda.
Dunyada, bir yerlerde, Ayse Mama denli ozunu bulmus, nefsini yikmis, dunya donerse donsun, dizi filmlere insanlar aglarlar ise aglasinlar, Afrika ac ve sis karinli bir cocuk olarak tasvir edilirse edilsin, Darusselam'da bir kadin var ve hayatin ne oldugunu ogretiyordu cocuklara. Nufusunun yuzde kirkbesi aids olan bir baskentte, cocuklari sag salim buyutmeye, ana sefkati, baba yurekliligi vermeye calisiyordu. Ve bizim karsimizda asla egilmedi, ii kagit para fazla verelim, diye. Sesi ve durusu ne kadar da dimdikti o kadinin.
Ve biliyorum ki bazi kadinlar gercek olamayacak kadar insanin elini kolunu baglar. O kadinlar ne bir ruya ecesi, ne de bir Afrika gecesi kadar egzotiktirler. Onlar gercegin ta kendisidirler ve bizler bazen, ruyalarimizda gercegin kokusunu alir, etegine dokunuruz. Sanirim Tanzanya adli bir ulkenin, Darusselam denilen baskentindeki bir yetimhanede duran gercege dokundum;ruyamda.
Simdi gercek zamani. Yalana ve ogretilmis kolelige boyun egme vakti. Hayat devam ediyor., cumlesini de kurdum mu, alin size kurmaca bir hayatin piyonu olmak ne demekmis goresiniz! Sahi, siz de gercege dokunan, gercegi ozleten ruyalar gorur musunuz?
darusselam'da gercekle ilgili bir ruya - zeki bulduk
Donus yolunda bir yetimhaneye ugrayacagimizi soyledi mihmandarimiz Faruk. Yedik, ictik, gezdik, bir yandan da uzerimizdeki vazifeyi yapmis olmanin erinciyle donus yoluna dusmustuk. Afganistanda gordugum yetimhanelere benzeyen "aci yetimhanelerden" gormemistim. Ugrayacagimiz yerin de Darusselam'da oldugunu dusundugumde, eh iste, devletin yetimhanesi, eli yuzu duzgun bir yerdir, diye gecti aklimdan.
Bir yere vardik. Dillerimiz lal oldu. Kapi dersen kapi, pencere dersen pencere yok. Yuzondokuz yetim ile onlara bekcilik yapan bir kadin ve bir erkekten baska ne vardi orada? Ne yoktu ki... Burnunun sumugu akan minicik cocuklarin isil isil gozleri, utanip fotograf makinesine bakmayan 18-20 yaslarindaki delikanlilarin yuzlerini yere yikmalari, gencecik kizlarin utancla baslarini egmeleri bir sogut dali gibi, yerler kara, kapkara iken ayak yalin gezen onlarca cocuk, bir yatakta bes minik kiz cocugu birlikte yatiyordu iste. Acindirmaya mi calisiyorum? Hayir, ne oyle bir niyetim var, ne de o guzel cocuklara acimaya hakkim var. Bir odada oturduk. Ceplerimizde ne var ne yok cikardik... Hepi topu yuz-yuzelli dolar kalmisti. Hangi yaraya merhem olurdu oncacik para... Utana sikila o para verildi.
Bir kadin oturdu tam karsima. Afrika gibi oturdu:kadim, derin, masum, ac ama sessiz. Bir kadin oyle bir oturdu ki tam karsimiza, tum kadinlari silip atti yuregimizden. Ne guzeldi, ne de alimliydi. Ne seker serbet dili vardi, ne de kahkahalar atiyordu suh ve ayartici. Ne bir rahibeydi ne de bir ayartici. Bir kadin, Afrika kadar guzel ve derin bir kadin geldi yanimiza. Cantasini acti; kocaman bir proje cikardi. Uzuldum. Yazik, dedim. O projede, buyuk bir villa vardi ve o villayi yaptiramayacak diye uzuldum. Bilmiyordum tabi, kadinin o villanin kaba insaatini bitirttigini ve yil olmadan cocuklari oraya alacagini. Evet, gayretiyle,baska bir ulkeden, kendine benzeyen varsil bir kadin bulmus ve onunlabirlikte yetimhaneyi yaptiriyormus. Kendi maasi ya 30 ya da 50 dolardi. Hatirlamiyorum. Zaten o da hatirlamiyor, zira aldigini da yetimhaneye harciyormus.
Kadin, acilarini tespih taneleri gibi, bir avuc pirinc gibi, yuzumuze toprak savurur gibi atmadi iste! Kimileri dunyayi ayakta tutan sabilerdir, der. Baskalari, dunyayi ayakta tutan gucun iyilik oldugunu soyler. Kimi dervisler, evliyalarin birer sutun gibi gokkubbenin uzerimize yikilmasini engelleyen nurdan heykeller oldugunu anlatirlar. Evet, dunyayi donduren tabiat yasalari degildir. Ben de kendimce sebepler pesinde kostum onca sene... Ekvatorun iki enlem altinda bir yerlerde, Afganistanin asilmaz daglari arasinda, Bagdat'ta Dicle kenarinda, Drina'ya dogru yurudugum bir gun gordum goklerin uzerimize cullanmasini engelleyen gucun ne oldugunu. Kendinden asla bahsetmeyen insanlar tanidim soyledigim yerlerde. Nefsini silip supurmus ademogullari ve adem kizlari tanidim. Utandim. Erinc duydum. Insan olmanin ne guzel, ne zor bir hal oldugunu o insanlarla daha bir pekistirdim. Sehre geldim, kendime gelemedim ve varip kapitalizmin, insana yadirgi dusuncelerin urunlerine fit oldum!
Bu sebeptendir ki Darusselamda, kerhane sokagi gibi kullanilan bir sokakta, bir basina bir kadinin, anasiz ve babasiz cocuklara kol kanat gerdigini sanki bir ruyada gordum. O kadinin oyle kanatlari vardi, oyle keskin penceleri vardi ki disarida ucuz kokain pazarliklari yapiliyordu ve icerideki cocuklar kirin kokusunu bile almiyorlardi Ayse Mama@nin gozlerine bakip, eteginin altina sigindiklarinda.
Dunyada, bir yerlerde, Ayse Mama denli ozunu bulmus, nefsini yikmis, dunya donerse donsun, dizi filmlere insanlar aglarlar ise aglasinlar, Afrika ac ve sis karinli bir cocuk olarak tasvir edilirse edilsin, Darusselam'da bir kadin var ve hayatin ne oldugunu ogretiyordu cocuklara. Nufusunun yuzde kirkbesi aids olan bir baskentte, cocuklari sag salim buyutmeye, ana sefkati, baba yurekliligi vermeye calisiyordu. Ve bizim karsimizda asla egilmedi, ii kagit para fazla verelim, diye. Sesi ve durusu ne kadar da dimdikti o kadinin.
Ve biliyorum ki bazi kadinlar gercek olamayacak kadar insanin elini kolunu baglar. O kadinlar ne bir ruya ecesi, ne de bir Afrika gecesi kadar egzotiktirler. Onlar gercegin ta kendisidirler ve bizler bazen, ruyalarimizda gercegin kokusunu alir, etegine dokunuruz. Sanirim Tanzanya adli bir ulkenin, Darusselam denilen baskentindeki bir yetimhanede duran gercege dokundum;ruyamda.
Simdi gercek zamani. Yalana ve ogretilmis kolelige boyun egme vakti. Hayat devam ediyor., cumlesini de kurdum mu, alin size kurmaca bir hayatin piyonu olmak ne demekmis goresiniz! Sahi, siz de gercege dokunan, gercegi ozleten ruyalar gorur musunuz?
darusselam'da gercekle ilgili bir ruya - zeki bulduk