| 13:33 |
|
|
Bir gün böyle bir yazı yazacağım aklıma gelmezdi benim. Ama bir yitiği onu en fazla kaybettiğimiz yerde arama mecburiyetinde kalıyorsak durum cidden vahim demektir.
Sağlı sollu gecekondularla dolu bir sokağı altı ay arayla iki kez görünce fark ettim yitenin kâşane-gecekondu dinlemediğini. İlkinde ne yalan söyleyeyim yeşile, ağaca, toprağa hasret gözlerime gecekondu sokağı bir rüya gibi gelmişti. Güzdü ve yapraklar ağır ağır savruluyordu. İkincisinde gecekondu hızına rahmet okutur bir hızla hepsinin yerine müteahhit apartmanları dikilmişti ve parselin en geniş parçası bahçe toprağından devşirilmişti. Şimdi daha nizami bir sokak var orada. Cetvelle çizilmiş bir göstermelik. Ama ağaçsız topraksız. Kuru beton yığını.
Hiçbir şey için değilse bile sadece bir bahçesi olduğu için gecekondular koruma altına alınmalı. Değil mi ki bahçe gecekondunun asli parçasıdır. Burun kıvırdığımız nice maceranın onca şaibenin arkasından çatı çatılmış olsa da bahçe unutulmamıştır. Birkaç metrekarede bahçeli bir geçmişin özeti çıkarılmaya çalışılır. O kadar ki evin büyük hanımı hızını alamamış, gaz sandığı, yağ tenekesi, hepsine de küpe çiçeği, karanfil daldırmıştır. Sardunya ağustos sıcağında su değdiğinde kokusunu salar. Çiçek hâlâ yaradılışın kadim parçası, kitabî olmayan bir bilgiyle başköşede yerini alır.
Bahçe hiç olmazsa çit içine alınmıştır. Mülkiyet. Ama bu mülkiyet bildirgesine rağmen gecekondu sokağı komün yaşamın da tecrübe edildiği alandır. Bir eve inen kederden bütün mahallenin haberi, müjdeden nasibi vardır. Evlerin birinden bir gelin mi çıkacak, bütün derme çatma dolaplar onun önünde açılır. 23 Nisan çocuğu mu süslenecek? En cimri kadınlar bile taklit mücevherlerini onun saçlarının arasına iliştirmekte beis görmezler. Bir doğum, bir cenaze bir evin değil bütün sokağın meşgalesidir.
Mahremiyetin alanı daralmıştır. Reçel kaynatmak ya da salça kurmak sokağın bütün kadınlarını aynı anda ilgilendirir. Kadınlar kapı önlerinde oturur, ikindi sonrası çay vaktidir. Bir fincan kahvenin hâlâ kırk yıl hatırı vardır. Yeşil erik, olur ya hamile kadınların payı göz ardı edilmeksizin toplanır. Pişenin kokusu aspiratörlerle emilmez, komşunun göz hakkı peşinen bilinir ki kazanılmış bir haktır. Çocuklar sokakta oynar ama babaların eve gelme vakti her şeyin sus pus olduğu eski zamanlardan kalmadır.
Bir asma çardağı ihmal edilmez asla. Yorgun babalar kırk yılda bir ya da akşamdan akşama hafif hafif demlense de bahçe kapısında daima besmele vardır. O bahçelerde hem herkesin olan hem de hiç kimseye ait olmayan kediler dolaşır. Herkes bilir ki onların sırtında Peygamber elinin ebedi izi vardır. Mevsimleri tanır siyah önlük-beyaz yaka çocuklar. Takvime ihtiyaçları yoktur onların ekimin geldiğini fark etmek için. Mevsimler ağaçlardan okunur. Yağmur belli, mevsimler mevsim, aylar aydır.
Orada sokak ışıkları henüz yıldızların ışığını boğacak kadar artmamıştır. Pervaneler yönlerini şaşırmaz. Çıplak, vahşi aşklar yaşanır bu yüzden. Her delikanlı Yeşilçam filmlerinden çıkma, her genç kız bir parça Türkan Şoray’dır. Her sokağın tipleri bellidir. Cimri, cömert, aldatan, döven, bilge, deli, saman altından su yürüten, gemisini kurtaran, batıp giden. Ötekidirler. Ama bunu dert ettikleri de söylenemez. Ara sıra bağırlarından çıkan yanık bir ses içlerini serinletmeye yeter. Seçkin kitleden alınmış güçlü bir rövanşın bütün eksik gedikleri telâfi edeceğine duydukları güvenle bakarlar bahçelerine.
Gecekondu sokağından son geçtiğimde kediler yok olmuştu. Ben görmedim, kulağıma fısıldayacak kuşlar da yoktu ama besbelli güceniktiler. Böyle giderse gelecek nesiller bahçeyi sözlüklerden tanıyacak.
Tamam, estetize ediyorum, idealleştiriyorum biliyorum. Düpedüz yazıyorum. Romantik olduğum da bir yafta gibi boynuma asılı. Gecekondu bu. Sebebi, sonucu, sorumlusu, masumu, mazlumu, ideolojik boyutu, ticari kurnazlığı var. Ama ben gördüğümü söylüyorum.
Neticede şu yazdıklarımda ben hem mecazlı hem de gerçekçiyim. Yani düpedüz kinayeliyim.
gecekondular koruma altına alınmalı - nazan bekiroglu