16:18

Kizgin günesin sabahtan beri kavurdugu, insan dolu, büyük üçüncü mevki vagonun içinde öylesine
bogucu bir hava vardi ki, Nehlüdof içeri girmemis, sahanlikta kalmisti. Ama burada da yoktu hava; tren
evleri geçip de, hava akimi baslayinca derin bir soluk aldi ancak Nehlüdof. Ablasina söyledigini tekrarladi
kendi kendine: «Evet, simdi. Cesetlerini gördüm.» O günün anilan içinde birden ikinci ölünün güzel yüzü,
gülümseyen dudaklari, sert ifadeli alni, basinin morarmaya baslamis saçsiz yanindaki küçük, saglam kulagi
olaganüstü bir canlilikla geldi gözlerinin önüne. «Isin en kötü yani da, öldürüldügü halde, katilin kim
oldugunun bilinmemesiydi. Öldürdüler onu. Öteki cezalilar gibi onu da Maslennikof'un emri uyarinca
götürüyorlardi. Maslennikof her zaman yaptigi seyi yapmistir gene yüzde yüz; resmî kâgidin altina o
budalaca imzasini atmistir; suçlu da hissetmiyordur tabiî simdi kendini. Cezalilari muayene eden cezaevi
doktoru daha az suçlu hissedebilir kendini; görevini titizlikle yerin getirdi çünkü, zayiflari ayirdi; ne
böylesine korkunç bir sicagin olacagini bilebilirdi, ne de kafileyi bu kadar geç saatte yola çikaracaklarini onlari böyle kalabalik
götüreceklerini. Ya cezaevi müdürü?.. Ama müdür falan günde su kadar kürek cezalisi, sürgün erkek,
kadinin trene bindirilmesi üzerine verilen emrin geregini yapti yalnizca. Görevi, burada sayiyla aldigi
cezalilari oraya sayiyla teslim etmek olan kafile komutani da suçlu olamaz. Kafileyi her zamanki gibi,
yasanin buyurdugu biçimde götürüyordu; Nehlüdof'un gördügü iki cezali gibi güçlü kuvvetli insanlarin
dayanamayip öleceklerini nereden bilebilirdi? Hiç kimse degildi suçlu, ama öldürülmüstü insanlar, hem de
onlarin ölümünde suçsuz olan bu insanlarca.
Bütün bu valilerin, müdürlerin, komserlerin, polis memurlarinin bazi durumlarda insana insan gibi
davranmanin zorunlu olmadigina inandiklari için oluyor böyle. Bunlar —Maslennikof da, müdür de, kafile
komutani da— vali, müdür, ya da subay ol-masaydilar, insanlari böylesine sicak bir günde, böylesine
kalabalik, yola çikarmadan önce yirmi kere düsünürlerdi; yolda yirmi kere mola verirlerdi; birisinin
düsecek gibi oldugunu, sik sik solumaya basladigini görünce siradan çikarirlardi onu, gölgeye götürür,su
verir, dinlendirirlerdi; üzücü bir olay olunca da içleri sizlardi. Ama onlar yapmadilar bunu, yapmak
isteyenlere de engel oldular; onlar için önemli olan insan, insanlara karsi görevleri degil, her seyin üstünde
gördükleri görevlerdir çünkü. Asil sebep bu iste. Bir saat için bile olsa, özel bir durumda da olsa, insan
sevgisinden daha önemli bir duygunun bulunmadigi kabul edilebilirse, kisi kendini suçlu saymadan hiç bir
kötülük edemez insanlara.»
Nehlüdof düsüncelere dalmis, havanin degistigini fark etmemisti: Günes öndeki alçak, daginik bulutlarin
arkasina saklan-mist!; batidan dogru açik gri bir yagmur bulutu yaklasiyordu. Uzaklarda tarlalara,
ormanlara yagmaya baslamisti yagmur. Nemli bir yagmur kokusu kaplamisti her yani. Simsekler
aydinlatiyordu arada bir yagmur bulutunu; trenin gürültüsüne giderek daha bir sik karisiyordu gök
gürültüsü. Bulut yaklastikça yaklasiyordu; rüzgârin sürükledigi iri yagmur taneleri sahanliga, Nehlüdof'un
pardesüsüne düsmeye baslamisti. Öte yana geçti Nehiüdof, uzun zamandan beri yagmur bekleyen
topragin islak serinligini, kokusunu cigerlerine çekerek; geriye dogru kosan bahçelere, agaçliklara, sararan çavdar
tarlalarina, henüz yesil yulaflara, koyu koyu gözüken yesil, çiçek açmis patates tarlalarina bakmaya
basladi. Her sey cilâlanmisti sanki: Yesil daha bir yesil, sari daha bir sari, siyah daha bir siyahti.
Nehlüdof, bereketli yagmur altinda canlanan tarlalara, bahçelere, baglara sevinçle bakarken:
— Yag, daha çok yag! diye mirildaniyordu kendi kendine.
Bardaktan bosanircasina yagan yagmur kisa sürdü. Bulut geçti. Islak yere yagmurun son, küçük
damlalari düsüyordu simdi. Gene günes çikti, her seyi parlak bir aydinliga bogdu. Doguda, ufkun hemen
üstünde, pembe rengi daha bir belirgin, bir ucu boslukta kaybolan bir gökkusagi olusmustu.
Doganin bütün bu degisiklikleri sona erip de tren yüksek kenarli bir yarmaya girerken Nehlüdof sordu
kendi kendine: «Ne düsünüyordum? Ha evet, bütün bu insanlarin —müdürün de. kafile komutaninin da—
aslinda çogunlukla temiz yürekli, iyi insanlar olduklarini, devlet hizmetinde çalistiklari için böyle
duygu-suzlastiklarini düsünüyordum.»
Cezaevinde olup bitenleri ona anlatirkenki ilgisizliginilgisizligini hatirladi Maslennikof'un; müdürün sertligini, kafile
komutani subayin cezalilarin arabalara binmesine izin vermemekle, trende dogurmak üzere bir kadinin
bulundugunu duyunca bunu hiç umursamamakla gösterdigi kati yürekliligi hatirladi. «Bu insanlarin
böylesine hain, en olagan acima duygusundan böylesine yoksun olmalarinin tek nedeni devlet hizmetinde
çalismalaridir tabiî. —:Nehlüdof, yarmanin çesitli renkte tas kapli kenarlarindan akan yagmur sularina
bakarak düsünmeye devam ediyordu—. Devlet memuru olduklari için, su topragin suya oldugu gibi onlar
da insan sevgisine karsi duyarsizdirlar. Yarmalarin kenarlarinin tasla kaplanmasi zorunludur belki, ama su
yukardaki gibi bugday, ot, agaç, yetisebilecek bu topragin bitkiden böyle yoksun birakilmasi dokunuyorinsana. Insanlarda da ayni durum var; belki gereklidir valiler, müdürler, polisler, ama insanlara vergi en
önemli duygudan, birbirine acima, birbirini sevme duygusundan yoksun insan görmek korkunç bir sey.
Bunun tek nedeni, bu insanlarin, yasa olmayan seyi yasaolarak kabul etmeleri, insanoglunun kalbine Tanrinin koydugu degismez, dünya kaldikça kalacak seyiyse
yasa diye kabul etmemeleridir. Onun için sikiliyorum bu insanlarin yaninda. Düpedüz korkuyorum
onlardan. Gerçekten de korkunçturlar. Haydutlardan bile korkunç. Aciyabilir haydut, ama bunlar
aciyamazlar: Su taslar bitkilere karsi oldugu gibi onlar da acima duygusuna karsi sigortalidirlar. Korkunç
olmalari da bu yüzden iste. Pugaçoflar, Razin'ler korkunçtur derler. Bunlar bin kat daha korkunçtur.
Söyle bir psikoloji sorunu verilse: Günümüzde insanlarin, hiris-tiyanlarin, temiz ruhlu, iyi insanlarin,
kendilerini suçlu hissetmeden korkunç canavarliklar yapabilmeleri için nasil bir düzen olmali? Bir tek
çözüm yolu olurdu bu sorunun: Simdiki düzen. Insanlarin vali, müdür, subay, polis olmalari, yani önce,
insanlara esya gibi, kardesçe bir sevgi duymadan davranilmasina izin veren devlet hizmeti diye bir seyin
olduguna inanan insanlarin bulunmasi; sonra, devlet hizmetindeki bu insanlarin, yaptiklarinin sorumlulugu
belirli olarak birisinin üzerine düsmeyecek biçimde örgütlenmeleri gerekir. Bugün gördügüm canavarliklar
baska hiç bir kosul altinda olamaz. Insanlara sevgisiz davranila-bilecek durumlarin oldugunu saniyorlar,
oysa yoktur böyle bir durum. Esyalara karsi sevgisiz davranabilir insan: Agaci kesebilir, çamurdan tugla
yapabilir, acimadan dövebilir demiri, ama arilara karsi dikkatsiz davranamayacagi gibi, insanlara karsi da
sevgisiz davranamaz. Arilarin yaninda bir dikkatsizlik edersen hem onlara, hem kendine zarari olur bunun.
Yaradilisi böyledir arilarin. Insanlar konusunda da aynidir durum. Baska türlü de olamaz zaten, çünkü
insan hayatinin temel yasasi insanlar arasinda karsilikli sevgidir. Evet, kisioglu çalismaya zorladigi gibi
sevmeye de zorlayamaz kendini; ama bu demek degildir ki, insanlara karsi, özellikle onlardan bir sey
istedigin zaman, sevgisiz davranabilirsin. Insanlari sevmiyorsan otur oturdugun yerde —kendi kendine
söylüyordu bunu Nehlüdof—, kendi isinle, esyalarla, neyle istersen onunla ilgilen, insanlarla ilgilenme de
ne yaparsan yap. Nasil ki insanin cani yemek istedigi zaman yedigi yemek yarar ona, bir zarari dokunmaz;
insanlara karsi davranislarinin da ancak onlar sevdigin zaman bir yarar olur, zarari dokunmaz. Ama dün
enistene yaptigin gibi insanlara sevgisiz davranirsan, bugün tanik oldugun canavarliklarin da sonu gelmez, ömrünce çektigin acilarin da. Evet, evet
böyle bu. Ne güzel de esiyor! Korkunç sicaktan sonraki serinlik, çoktan beri aklindan çikmayan soruna
açik seçik bir cevap bulmasi tatli bir haz veriyordu ona.

tolstoy - diriliş, ikinci bölüm XL