| 17:12 |
|
|
Nehlüdof yatmadi otele gelince, odasinin içinde bir asagi bir yukari dolasmaya basladi. Katyusa'yla
arasindaki ilgi sona ermisti. Artik gerekli degildi Katyusa'ya; bu hem üzüyordu onu, hem utandiriyordu.
Ama bu degildi ona simdi istirap veren. Baska bir isi daha vardi, bitirmemisti henüz bu isini; her
zamankinden daha bir aci veriyordu ona simdi bu, bir seyler yapmasini istiyordu.
Son zamanlarda tanik oldugu, özellikle o aksam su korkunç cezaevinde gördügü, sevimli Kriltsof'u da
mahveden o kötülükler bütün gücüyle sürüp gidiyordu. Bunlari yenmenin imkâni yoktu görünüste, nasil
yenilebileceklerini düsünmek bile imkânsizdi.
Hiç bir seyi umursamaz generallerin, savcilarin, müdürlerin bu havasiz, pis yere tiktiklari yüzlerce, binlerce
insan geldi gözünün önüne; onlari içeri atanlari suçladigi için deli denen özgür ihtiyari, öfke içinde ölen
Kriltsof'un cesetler arasindaki güzel, balmumu yüzünü hatirladi. Eskiden aklina sik sik gelen soru bu kez daha bir güçlü dikilmisti karsisina,
cevap bekliyordu: O muydu deli, yoksa kendilerini akilli sanan, bütün bunlari yapanlar mi?
Dolasmaktan yorulunca lâmbanin önünde, kanepeye oturdu; Ingilizin ona verdigi, geldiginde ceplerini
bosaltirken kanepenin üzerine attigi Incil'i bir sey düsünmeden açti. «Her seyin cevabi vardir orada
diyorlar,» diye geçirdi içinden, rasgele açtigi sayfayi okumaya basladi: Matfet. Baslik XVIII.
1. O zaman ögrencileri Isa'nin yanina sokuldular, sordular Ona: Kim daha yakindir Tanri katina?
2. Isa bir çocuk çagirdi yanma, onlarin arasina koydu onu.
3. Sonra söyle dedi: Gerçegi söylüyorum size, çocuk gibi olmaz, çocuk gibi davranmazsaniz
çikamazsiniz Tanri katina;
4. Iste kim bu çocuk kadar çocuklasirsa o daha yakin olacak Tanri katina.
Nehlüdof, kendini önemsiz gördügü zamanlar ne denli mutlu, huzur içinde oldugunu hatirlayarak «Evet,
evet çok dogru bu.» diye geçirdi içinden.
5. Böyle bir çocugu benim adima kim yanina alirsa, beni almis sayilir yanina:
6. Bana inanan böyle bir küçügü yoldan çikaraniysa, boynuna bir degirmen tasi baglayip denizin dipsiz
derinliklerine at-salar daha iyi olurdu onun için.
«Ne demek yanina alirsa? diye geçirdi içinde Nehlüdof. Benim adima'nin anlami ne? (Bu sözlerin ona hiç
bir sey anlatmadiklarini hissediyordu Nehlüdof.) Boynuna degirmen tasi baglayip denize atmak? Hayir,
belirli anlami yok bunlarin.» Daha önceleri de Incil'i birkaç kere eline alip okumaya basladigini, her keresinde de, bu gibi yerlerin belirsiz anlatimi yüzünden biraktigini hatirladi. Yedinci, sekizinci, dokuzuncu,
onuncu sözleri de okudu: Günahlardan, öteki dünyadan, cehennemde insanlarin çekecekleri korkunç
acilardan, Tanrinin yüzünü gören çocuk meleklerden söz ediliyordu bunlarda. «Ne yazik ki pek düzensiz
anlatilmis bunlar, diye düsünüyordu Nehlüdof, ama gene de tatli bir duygu doluyor insanin içine
okurken.»
11. ...Kisioglu, mahvolani aramaya, kurtarmaya geldi çünkü.
12. ne dersiniz? Yüz koyunu olsa birisinin, bîr tanesi kaybolsa; doksan dokuz koyunu dag basinda
birakip kaybolan o bir taneyi aramaya gitmez mi?
13. Hem suna inanin ki, bulursa o koyunu, kaybolmayan o doksan dokuz koyuna sevindiginden çok
sevinir buna.
14. Babaniz da yavrularindan birinin yok olmasini istemez iste.
Nehlüdof «Babamiz bir tanesinin yok olmasini istemiyor, oysa burada yüzlerce, binlercesi birden yok
oluyor. Kurtuluslari da yok.» diye geçirdi içinden.
21. O zaman Pyotr yanina sokuldu, söyle dedi: Rabbim! bana kötülük eden kardesimi kaç kere
bagislayacagim? yedi kere mi?
22. Isa cevap verdi: Yedi kere degil, yedi tane yetmis kere bagislayacaksin.
23. Tanri katinda hesap bu bakimdan, halkiyla hesap görmek isteyen kralin yaptiginin aynidir;
24. Hesap görülürken, ona on bin talant borcu olan bîr yurttasi getirmisler karsisina;
25. Borcunu ödeyecek parasi olmadigi için kral adamin da, karisinin da, çocuklarinin da, vannin
yogunun da satilmasini, parasinin ona getirilmesini buyurmus.
26. O zaman adam ayaklarina kapanmis kralin, Yüce Kralim! demis, biraz izin ver bana, ödeyecegim
borcumu.
27. Kral acimis ona, salivermis, borcunu da bagislamis.
28. Bu adam saraydan çikinca dogru gitmis, ona yüz dinar borcu olan arkadasinin yakasina yapismis,
borcunu ver diye sikistirmis onu.
29. Arkadasi ayaklarina kapanmis, yalvarmis yakarmis. ona, bîraz izin ver bana, ödeyecegim borcumu,
demis.
30. Âmâ beriki vermemis izin, borcunu vermedi diye zindana attirmis onu.
31. Bunu gören tanidiklari gidip krala anlatmislar durumu.
32. Kral çagirmis adami sarayina, kötü bîr insansin sen! demis, yalvardigin için bütün borcunu
bagisladim sana.
33. Benim sana yaptigimi senin de arkadasina yapman gerekmez miydi?
Bu satirlari okuyunca birden yüksek sesle:
— Hepsi bu kadar mi? dedi Nehlüdof.
Sonra, bütün benligini kaplayan bir ses, «Evet, bu kadar» diye fisildadi kulagina.
Duygu yönü agir basan insanlarda sik sik görülen degisiklik Nehlüdof'da oluyordu simdi. Bir zamanlar
ona tuhaf, akil almaz, saka gibi gelen düsünce, günlük olaylarla dogrulana dogrulana, onunda birden
gerçegin ta kendisi oluvermisti gözünde. Insanlara istirap çektiren bu korkunç kötülüklerden kurtulmanin
tek yolunun, insanlarin kendilerini Tanriya karsi suçlu hissetmeleri, bu nedenle baskalarini cezalandirmaya
ya da düzeltmeye yetenekli olmadiklarinin oldugu düsüncesi simdi açik seçikti onun için. Ceza evlerinde,
Sibirya'da tanik oldugu bu korkunç kötülügün de, bu kötülügü sürdürenlerin öylesine sakin, kendilerinden
emin olmalarinin da sebebinin, insanlarin olmayacak bir seyi gerçeklestirmek, kendileri kötüyken
kötülükleri düzeltmeye çalismak istemelerinden ileri geldigini biliyordu artik. Asagilik insanlar, kendileri
gibi asagilik insanlari düzeltmek istemis, bunu mekanik bir yolla yapmayi düsünmüs. Ne var ki bir tek
sonuç vermis bu düsünce: Gözü yükseklerde olan, çikarci bazi insanlar bu uydurma cezadan, düzeltmeden
bir meslek çikarmislar kendilerine; alabildigine ahlâksizlastiriyorlardi durmadan. Tanik oldugu bu korkunç
kötülügün nereden geldigini, onu ortadan kaldirmak için ne yapmanin gerektigini açik seçik görüyordu
artik. Simdiye kadar bir türlü bulamadigi cevap, Isa'nin Pyotr'a verdigi cevapti: Kisioglu her zaman,
sonsuz kere bagislamaliydi; çünkü suçsuz insan, baskalarini cezalandirmaya, düzeltmeye hakki olan insan
yoktu yeryüzünde.
Nehlüdof «Hayir, bu kadar basit, bu kadar kolay olamaz bu» diye düsünüyor; öte yandan da
—bambaska seylere alisik oldugu için baslangiçta bunu çok yadirgadigi halde— bunun gerçek, sorunun
en dogru çözüm yolu oldugunu hissediyordu. Her zaman aklina takilan «Canavar ruhlu insanlari ne
yapmali? Cezalandirmama!! mi?» sorusu artik rahatsiz etmiyordu onu. Cezanin suç-lan azalttigi, suçlulari düzelttigi ispatlanmis olsaydi bir anlami olabilirdi bu sorunun; oysa bunun tam tersi
ispatlanmisken, insanlarin baska insanlari düzeltmeye yetenekli olmadiklari kesinlikle biliniyorken
tutulabilecek en akillica yol, yalnizca yararsiz degil, üstelik zararli, kötü, çirkin olani sürdürmekten
vazgeçmektir. «Suçlu saydigimiz insanlari birkaç yüzyildir öldürüyorsunuz. Bitirdiniz mi bari onlari? Ne
gezer, üstelik çogaldilar. Cezalarinizin iyice kötülestirdigi suçlular doldurdu her yani. Oturduklari yerde
adam cezalandiran kendileri de, suçlu yargiçlariniz, savcilariniz, sorgu yargiçlariniz, cezaevi yöneticileriniz
de onlardandir aslinda.» Toplumun, düzenin, insanlari yargilayan, cezalandiran bu yasal (kanuni) suçlular
yüzünden degil, insanlarin —bunca kötülüge karsin— hâlâ birbirlerine acimalari yüzünden var oldugunu
anlamisti Nehlüdof.
Bu düsüncesini dogrulayacak bir seyler bulmak umuduyla Incil'i açti gene, bastan okumaya basladi. Onu
her zaman duygulandiran Nagorni âyetini okurken, simdi ilk kez soyut, süslü düsüncelerle, yerine
getirilemeyecek isteklerle karsilasmamisti bu âyette; açik seçik, yerine getirilmesi kolay emirler veriliyordu
burada; bu emirler yerine getirilirse bambaska, Nehlüdof'u öylesine üzen kötülüklerin görülmeyecegi,
mutlulugun doruguna varilacagi bir toplum düzeni kurulurdu. Bes taneydi bu emirler:
Birinci emir (Mt. V, 21-26) insanin insani öldürmesini yasaklamakla kalmiyor, insanlarin birbirlerine
kizmamasini, birbirlerini küçük görmemelerini, kavga ederlerse Tanriya yakarmadan önce barismalarini
buyuruyordu.
Ikinci emir (Mt. V, 27-32) erkeklerin kadin güzelliginden haz duymak söyle dursun, bu hazdan
kaçmalarinin, bir kadinla yuva kurduktan sonra da, ömrünün sonuna kadar o kadina bagli kalmalarinin
gerektigi üzerineydi.
Üçüncü emir (Mt. V, 33 - 37) insanin yemin ederek bir seye söz vermesini yasakliyordu.
Dördüncü emir (Mt. V, 38-42) insanin göze göz, dise dis diye düsünmemesini buyurdugundan baska; bir
yanagina vurulunca ötekini de uzatmasini, kendisine yapilan her çesit kötü-
lügü affetmesi, bu kötülüklere yakinmadan katlanmasi, ondan her istenileni yapmasi gerektigini
söylüyordu.
Besinci emir (Mt. V, 43-48) insanin, düsmanlarindan nefret etmek, onlarla savasmak bir yana, onlari
sevmesini, onlara yardim etmesini, hizmetlerine kosmasini buyuruyordu.
Nehlüdof'un bakisi lâmbanin isigina takildi, gözleri daldi. Yasayisimizin tüm çirkinligini hatirladi bir an;
insanlar bu emirleri benimseyip, yasayislarini onlara göre düzenleseler insan hayatinin nasil olacagi geldi
gözünün önüne, uzun zamandir duymadigi bir coskunluk doldurdu ruhunu. Yillarca çektigi istiraptan
kurtulmus, gerçek huzura, özgürlüge kavusmustu sanki.
Bütün gece uyumadi. Incil'i okuyanlarin çogunda görüldügü gibi o da, önceleri bir çok kereler okudugu,
bir anlam çikaramadigi sözcüklerin anlamini açik seçik görüyordu simdi. Bu kitapta buldugu onun için
gerekli, önemli, sevindirici seyleri süngerin suyu içtigi gibi yutarcasina benimsiyordu. Okuduklari yabanci
degildi ona sanki; çoktan beri bildigi, ama bilincine varmadigi seyleri dogruluyor gibiydiler. Simdi varmisti
artik bu bilince, inanmiyordu.
Bu emirlere uymakla insanlarin, en büyük mutluluga ulasacaklarina inanmaktan baska, insanlarin bu
emirlere uymak zorunda olduklarina, insan hayatinin anlaminin bu olduguna, bu yoldan en küçük bir
sapmanin bile, cezayi gerektiren bir hata olduguna da inanamiyordu. Kutsal kitabin ögretisinden
anlasiliyordu bu; hele üzüm bagcilari âyetinde büyük bir güçle, apaçik anlatiliyordu. Üzüm bagcilari, mal
sahibi için çalismaya gönderildikleri bagin kendilerinin oldugunu, bagdaki her seyin onlar için hazirlandigini,
yapacaklari tek seyin bu bagda gönüllerince yasamak oldugunu sanmis, mal sahibini unutmus, bagin
onlarin olmadigini, görevlerini onlara hatirlatanlari öldürmüslerdi.
«Ayni seyi biz de yapiyoruz, diye düsünüyordu Nehlüdof, hayatimizin sahibi oldugumuzu, onun bize
zevkimiz için verildigini saniyoruz aptalca. Gerçekten de aptallik bu. Buraya gönderildigimize göre birisi,
bir görevle yollamis olmak- gerekir bizi. Oysa yalnizca kendi sevinçlerimiz, mutlulugumuz için yasamamiza
karar vermisiz biz. Ma! sahibinin istedigini yapmayan isçi gibi bizim de sonumuzun kötü oldugu kusku götürmez. Dünyanin sahibinin istedigi de bu emirlerde var.
Bu emirlere uysalar insanlar, yeryüzü cennete döner; insanlar akillarinin ucundan ge-çiremeyecekleri bir
mutluluga erisirler.
Mutlulugu, gerçegi arayin, gerisi verilecektir size. Oysa biz gerisini ariyor, tabiî bulamiyoruz.
Asil görevim, hayatimin amaci bu iste. Biri gitti, öteki basliyor.»
Bu geceden sonra yepyeni bir hayat basladi Nehlüdof için; eski kosullarin yerini yenileri aldigindan degil,
o geceden sonra her seyi eskisinden bambaska bir gözle gördügündendi bu degisiklik. Hayatinin bu yeni
döneminin ne kadar sürecegini zaman gösterecek.
arasindaki ilgi sona ermisti. Artik gerekli degildi Katyusa'ya; bu hem üzüyordu onu, hem utandiriyordu.
Ama bu degildi ona simdi istirap veren. Baska bir isi daha vardi, bitirmemisti henüz bu isini; her
zamankinden daha bir aci veriyordu ona simdi bu, bir seyler yapmasini istiyordu.
Son zamanlarda tanik oldugu, özellikle o aksam su korkunç cezaevinde gördügü, sevimli Kriltsof'u da
mahveden o kötülükler bütün gücüyle sürüp gidiyordu. Bunlari yenmenin imkâni yoktu görünüste, nasil
yenilebileceklerini düsünmek bile imkânsizdi.
Hiç bir seyi umursamaz generallerin, savcilarin, müdürlerin bu havasiz, pis yere tiktiklari yüzlerce, binlerce
insan geldi gözünün önüne; onlari içeri atanlari suçladigi için deli denen özgür ihtiyari, öfke içinde ölen
Kriltsof'un cesetler arasindaki güzel, balmumu yüzünü hatirladi. Eskiden aklina sik sik gelen soru bu kez daha bir güçlü dikilmisti karsisina,
cevap bekliyordu: O muydu deli, yoksa kendilerini akilli sanan, bütün bunlari yapanlar mi?
Dolasmaktan yorulunca lâmbanin önünde, kanepeye oturdu; Ingilizin ona verdigi, geldiginde ceplerini
bosaltirken kanepenin üzerine attigi Incil'i bir sey düsünmeden açti. «Her seyin cevabi vardir orada
diyorlar,» diye geçirdi içinden, rasgele açtigi sayfayi okumaya basladi: Matfet. Baslik XVIII.
1. O zaman ögrencileri Isa'nin yanina sokuldular, sordular Ona: Kim daha yakindir Tanri katina?
2. Isa bir çocuk çagirdi yanma, onlarin arasina koydu onu.
3. Sonra söyle dedi: Gerçegi söylüyorum size, çocuk gibi olmaz, çocuk gibi davranmazsaniz
çikamazsiniz Tanri katina;
4. Iste kim bu çocuk kadar çocuklasirsa o daha yakin olacak Tanri katina.
Nehlüdof, kendini önemsiz gördügü zamanlar ne denli mutlu, huzur içinde oldugunu hatirlayarak «Evet,
evet çok dogru bu.» diye geçirdi içinden.
5. Böyle bir çocugu benim adima kim yanina alirsa, beni almis sayilir yanina:
6. Bana inanan böyle bir küçügü yoldan çikaraniysa, boynuna bir degirmen tasi baglayip denizin dipsiz
derinliklerine at-salar daha iyi olurdu onun için.
«Ne demek yanina alirsa? diye geçirdi içinde Nehlüdof. Benim adima'nin anlami ne? (Bu sözlerin ona hiç
bir sey anlatmadiklarini hissediyordu Nehlüdof.) Boynuna degirmen tasi baglayip denize atmak? Hayir,
belirli anlami yok bunlarin.» Daha önceleri de Incil'i birkaç kere eline alip okumaya basladigini, her keresinde de, bu gibi yerlerin belirsiz anlatimi yüzünden biraktigini hatirladi. Yedinci, sekizinci, dokuzuncu,
onuncu sözleri de okudu: Günahlardan, öteki dünyadan, cehennemde insanlarin çekecekleri korkunç
acilardan, Tanrinin yüzünü gören çocuk meleklerden söz ediliyordu bunlarda. «Ne yazik ki pek düzensiz
anlatilmis bunlar, diye düsünüyordu Nehlüdof, ama gene de tatli bir duygu doluyor insanin içine
okurken.»
11. ...Kisioglu, mahvolani aramaya, kurtarmaya geldi çünkü.
12. ne dersiniz? Yüz koyunu olsa birisinin, bîr tanesi kaybolsa; doksan dokuz koyunu dag basinda
birakip kaybolan o bir taneyi aramaya gitmez mi?
13. Hem suna inanin ki, bulursa o koyunu, kaybolmayan o doksan dokuz koyuna sevindiginden çok
sevinir buna.
14. Babaniz da yavrularindan birinin yok olmasini istemez iste.
Nehlüdof «Babamiz bir tanesinin yok olmasini istemiyor, oysa burada yüzlerce, binlercesi birden yok
oluyor. Kurtuluslari da yok.» diye geçirdi içinden.
21. O zaman Pyotr yanina sokuldu, söyle dedi: Rabbim! bana kötülük eden kardesimi kaç kere
bagislayacagim? yedi kere mi?
22. Isa cevap verdi: Yedi kere degil, yedi tane yetmis kere bagislayacaksin.
23. Tanri katinda hesap bu bakimdan, halkiyla hesap görmek isteyen kralin yaptiginin aynidir;
24. Hesap görülürken, ona on bin talant borcu olan bîr yurttasi getirmisler karsisina;
25. Borcunu ödeyecek parasi olmadigi için kral adamin da, karisinin da, çocuklarinin da, vannin
yogunun da satilmasini, parasinin ona getirilmesini buyurmus.
26. O zaman adam ayaklarina kapanmis kralin, Yüce Kralim! demis, biraz izin ver bana, ödeyecegim
borcumu.
27. Kral acimis ona, salivermis, borcunu da bagislamis.
28. Bu adam saraydan çikinca dogru gitmis, ona yüz dinar borcu olan arkadasinin yakasina yapismis,
borcunu ver diye sikistirmis onu.
29. Arkadasi ayaklarina kapanmis, yalvarmis yakarmis. ona, bîraz izin ver bana, ödeyecegim borcumu,
demis.
30. Âmâ beriki vermemis izin, borcunu vermedi diye zindana attirmis onu.
31. Bunu gören tanidiklari gidip krala anlatmislar durumu.
32. Kral çagirmis adami sarayina, kötü bîr insansin sen! demis, yalvardigin için bütün borcunu
bagisladim sana.
33. Benim sana yaptigimi senin de arkadasina yapman gerekmez miydi?
Bu satirlari okuyunca birden yüksek sesle:
— Hepsi bu kadar mi? dedi Nehlüdof.
Sonra, bütün benligini kaplayan bir ses, «Evet, bu kadar» diye fisildadi kulagina.
Duygu yönü agir basan insanlarda sik sik görülen degisiklik Nehlüdof'da oluyordu simdi. Bir zamanlar
ona tuhaf, akil almaz, saka gibi gelen düsünce, günlük olaylarla dogrulana dogrulana, onunda birden
gerçegin ta kendisi oluvermisti gözünde. Insanlara istirap çektiren bu korkunç kötülüklerden kurtulmanin
tek yolunun, insanlarin kendilerini Tanriya karsi suçlu hissetmeleri, bu nedenle baskalarini cezalandirmaya
ya da düzeltmeye yetenekli olmadiklarinin oldugu düsüncesi simdi açik seçikti onun için. Ceza evlerinde,
Sibirya'da tanik oldugu bu korkunç kötülügün de, bu kötülügü sürdürenlerin öylesine sakin, kendilerinden
emin olmalarinin da sebebinin, insanlarin olmayacak bir seyi gerçeklestirmek, kendileri kötüyken
kötülükleri düzeltmeye çalismak istemelerinden ileri geldigini biliyordu artik. Asagilik insanlar, kendileri
gibi asagilik insanlari düzeltmek istemis, bunu mekanik bir yolla yapmayi düsünmüs. Ne var ki bir tek
sonuç vermis bu düsünce: Gözü yükseklerde olan, çikarci bazi insanlar bu uydurma cezadan, düzeltmeden
bir meslek çikarmislar kendilerine; alabildigine ahlâksizlastiriyorlardi durmadan. Tanik oldugu bu korkunç
kötülügün nereden geldigini, onu ortadan kaldirmak için ne yapmanin gerektigini açik seçik görüyordu
artik. Simdiye kadar bir türlü bulamadigi cevap, Isa'nin Pyotr'a verdigi cevapti: Kisioglu her zaman,
sonsuz kere bagislamaliydi; çünkü suçsuz insan, baskalarini cezalandirmaya, düzeltmeye hakki olan insan
yoktu yeryüzünde.
Nehlüdof «Hayir, bu kadar basit, bu kadar kolay olamaz bu» diye düsünüyor; öte yandan da
—bambaska seylere alisik oldugu için baslangiçta bunu çok yadirgadigi halde— bunun gerçek, sorunun
en dogru çözüm yolu oldugunu hissediyordu. Her zaman aklina takilan «Canavar ruhlu insanlari ne
yapmali? Cezalandirmama!! mi?» sorusu artik rahatsiz etmiyordu onu. Cezanin suç-lan azalttigi, suçlulari düzelttigi ispatlanmis olsaydi bir anlami olabilirdi bu sorunun; oysa bunun tam tersi
ispatlanmisken, insanlarin baska insanlari düzeltmeye yetenekli olmadiklari kesinlikle biliniyorken
tutulabilecek en akillica yol, yalnizca yararsiz degil, üstelik zararli, kötü, çirkin olani sürdürmekten
vazgeçmektir. «Suçlu saydigimiz insanlari birkaç yüzyildir öldürüyorsunuz. Bitirdiniz mi bari onlari? Ne
gezer, üstelik çogaldilar. Cezalarinizin iyice kötülestirdigi suçlular doldurdu her yani. Oturduklari yerde
adam cezalandiran kendileri de, suçlu yargiçlariniz, savcilariniz, sorgu yargiçlariniz, cezaevi yöneticileriniz
de onlardandir aslinda.» Toplumun, düzenin, insanlari yargilayan, cezalandiran bu yasal (kanuni) suçlular
yüzünden degil, insanlarin —bunca kötülüge karsin— hâlâ birbirlerine acimalari yüzünden var oldugunu
anlamisti Nehlüdof.
Bu düsüncesini dogrulayacak bir seyler bulmak umuduyla Incil'i açti gene, bastan okumaya basladi. Onu
her zaman duygulandiran Nagorni âyetini okurken, simdi ilk kez soyut, süslü düsüncelerle, yerine
getirilemeyecek isteklerle karsilasmamisti bu âyette; açik seçik, yerine getirilmesi kolay emirler veriliyordu
burada; bu emirler yerine getirilirse bambaska, Nehlüdof'u öylesine üzen kötülüklerin görülmeyecegi,
mutlulugun doruguna varilacagi bir toplum düzeni kurulurdu. Bes taneydi bu emirler:
Birinci emir (Mt. V, 21-26) insanin insani öldürmesini yasaklamakla kalmiyor, insanlarin birbirlerine
kizmamasini, birbirlerini küçük görmemelerini, kavga ederlerse Tanriya yakarmadan önce barismalarini
buyuruyordu.
Ikinci emir (Mt. V, 27-32) erkeklerin kadin güzelliginden haz duymak söyle dursun, bu hazdan
kaçmalarinin, bir kadinla yuva kurduktan sonra da, ömrünün sonuna kadar o kadina bagli kalmalarinin
gerektigi üzerineydi.
Üçüncü emir (Mt. V, 33 - 37) insanin yemin ederek bir seye söz vermesini yasakliyordu.
Dördüncü emir (Mt. V, 38-42) insanin göze göz, dise dis diye düsünmemesini buyurdugundan baska; bir
yanagina vurulunca ötekini de uzatmasini, kendisine yapilan her çesit kötü-
lügü affetmesi, bu kötülüklere yakinmadan katlanmasi, ondan her istenileni yapmasi gerektigini
söylüyordu.
Besinci emir (Mt. V, 43-48) insanin, düsmanlarindan nefret etmek, onlarla savasmak bir yana, onlari
sevmesini, onlara yardim etmesini, hizmetlerine kosmasini buyuruyordu.
Nehlüdof'un bakisi lâmbanin isigina takildi, gözleri daldi. Yasayisimizin tüm çirkinligini hatirladi bir an;
insanlar bu emirleri benimseyip, yasayislarini onlara göre düzenleseler insan hayatinin nasil olacagi geldi
gözünün önüne, uzun zamandir duymadigi bir coskunluk doldurdu ruhunu. Yillarca çektigi istiraptan
kurtulmus, gerçek huzura, özgürlüge kavusmustu sanki.
Bütün gece uyumadi. Incil'i okuyanlarin çogunda görüldügü gibi o da, önceleri bir çok kereler okudugu,
bir anlam çikaramadigi sözcüklerin anlamini açik seçik görüyordu simdi. Bu kitapta buldugu onun için
gerekli, önemli, sevindirici seyleri süngerin suyu içtigi gibi yutarcasina benimsiyordu. Okuduklari yabanci
degildi ona sanki; çoktan beri bildigi, ama bilincine varmadigi seyleri dogruluyor gibiydiler. Simdi varmisti
artik bu bilince, inanmiyordu.
Bu emirlere uymakla insanlarin, en büyük mutluluga ulasacaklarina inanmaktan baska, insanlarin bu
emirlere uymak zorunda olduklarina, insan hayatinin anlaminin bu olduguna, bu yoldan en küçük bir
sapmanin bile, cezayi gerektiren bir hata olduguna da inanamiyordu. Kutsal kitabin ögretisinden
anlasiliyordu bu; hele üzüm bagcilari âyetinde büyük bir güçle, apaçik anlatiliyordu. Üzüm bagcilari, mal
sahibi için çalismaya gönderildikleri bagin kendilerinin oldugunu, bagdaki her seyin onlar için hazirlandigini,
yapacaklari tek seyin bu bagda gönüllerince yasamak oldugunu sanmis, mal sahibini unutmus, bagin
onlarin olmadigini, görevlerini onlara hatirlatanlari öldürmüslerdi.
«Ayni seyi biz de yapiyoruz, diye düsünüyordu Nehlüdof, hayatimizin sahibi oldugumuzu, onun bize
zevkimiz için verildigini saniyoruz aptalca. Gerçekten de aptallik bu. Buraya gönderildigimize göre birisi,
bir görevle yollamis olmak- gerekir bizi. Oysa yalnizca kendi sevinçlerimiz, mutlulugumuz için yasamamiza
karar vermisiz biz. Ma! sahibinin istedigini yapmayan isçi gibi bizim de sonumuzun kötü oldugu kusku götürmez. Dünyanin sahibinin istedigi de bu emirlerde var.
Bu emirlere uysalar insanlar, yeryüzü cennete döner; insanlar akillarinin ucundan ge-çiremeyecekleri bir
mutluluga erisirler.
Mutlulugu, gerçegi arayin, gerisi verilecektir size. Oysa biz gerisini ariyor, tabiî bulamiyoruz.
Asil görevim, hayatimin amaci bu iste. Biri gitti, öteki basliyor.»
Bu geceden sonra yepyeni bir hayat basladi Nehlüdof için; eski kosullarin yerini yenileri aldigindan degil,
o geceden sonra her seyi eskisinden bambaska bir gözle gördügündendi bu degisiklik. Hayatinin bu yeni
döneminin ne kadar sürecegini zaman gösterecek.