| 19:00 |
|
|
Üniversitede ilk senemdi. Büyük bir heyecanla başladığım bölüm tam bir hayal kırıklığı yaratmıştı (İşe bak ki matematikle ilgili bir bölümdeydim!). Yanlış zamanda yanlış bir yerde gibi hissediyordum kendimi. Herkes ders çalışıyordu. Herkes not tutuyordu. Hayatın notları unutuluyordu. Neye, niçin olduğunu düşünmeden ezberliyorduk. Ezbere yaşıyorduk ve ezbere ölüyorduk. Hep beraberdik, bir başına ölemiyordu insan.
Üniversite benim için bir yaşam biçimi olacaktı. Gördüm ki herkes birbirinin ve her şeyin aynası ile ilgiliydi. Görüntünün aslına olabildiğince uzaktılar. Çırılçıplak kalmıştım. Zahiri görüntüm onlarlaydı. Çok az insan kitap okuyordu. Çok az insan neden orada olduğunun farkındaydı ve kelimelerle değil, vücuduyla konuşuyordu.
Herkesin hayali lise okur gibi üniversite okuyup, mezun olmaktı. Daha sağlam bir kariyer için bir basamaktı üniversite. Benim içinse -eğer bitirebilseydim.. hayattaki her şeyim gibi o da yarım kalmıştı.- dört yıllık bir yaşam biçimi ve sonraya, güzele olan yolculuğun herhangi bir noktası.
Bütün bunların içinde yine her zamanki gibi kendimle kalmıştım. Bir sürü insanın arasında yine kendimleydim. Ve tekrar kaçışlarım başladı; okuldan, okuyanlardan, okunmayanlardan, içimi kemiren yüzlerce kendimden.
Kim bilir bu kaçıncı kaçışımdı kendime, sonu yoktu ki duraklarımın. Uzaktan atılmış bir taş gibiydim ve ancak düştüğüm yerden çıkıyordu sesim. Ne kadar sürecekti bu düşüş, bilmiyorum. Galiba kendimi okumaya devam edecektim yine. Oysa hep okunmak istemiştim. Benim de bir gizim olmalıydı kendimi kalıcı kılan. Ama çabuk okunmuş bir kitap gibiydim ve gizim de fazla gecikmeden meydana çıkıyordu.
hiçbir şey saklayamadım şu yüreğimde. Bütün aşklarım, rüzgarda sallanan bir yelkenli gibi hemen gösterirdi kendini kıyıya.
Ben ancak başka bir öykünün sonu olabilirdim.
İşte böyle bir zamanda görmüştüm seni. Yazılmayı bekleyen bir tarih gibiydi duruşun. Bilirsin her tarih kendi yaratıcısını bekler; ben oradaydım. Elimde dünyanın bütün ağaçları kalem ve dahi yedi deniz eklenmiş yedi derya ki mürekkebiydi gözlerimin, öylece oturuyordum masamda.
Gelişine hazırdım.
Gidişini bekliyordum.
Ben, sen, biz.
Ve dahi gidişlerden payımıza düşen yeriyle sevgimiz.
Hazırdık.
Hazır mıyız?
murat çelik - gülziya
Üniversite benim için bir yaşam biçimi olacaktı. Gördüm ki herkes birbirinin ve her şeyin aynası ile ilgiliydi. Görüntünün aslına olabildiğince uzaktılar. Çırılçıplak kalmıştım. Zahiri görüntüm onlarlaydı. Çok az insan kitap okuyordu. Çok az insan neden orada olduğunun farkındaydı ve kelimelerle değil, vücuduyla konuşuyordu.
Herkesin hayali lise okur gibi üniversite okuyup, mezun olmaktı. Daha sağlam bir kariyer için bir basamaktı üniversite. Benim içinse -eğer bitirebilseydim.. hayattaki her şeyim gibi o da yarım kalmıştı.- dört yıllık bir yaşam biçimi ve sonraya, güzele olan yolculuğun herhangi bir noktası.
Bütün bunların içinde yine her zamanki gibi kendimle kalmıştım. Bir sürü insanın arasında yine kendimleydim. Ve tekrar kaçışlarım başladı; okuldan, okuyanlardan, okunmayanlardan, içimi kemiren yüzlerce kendimden.
Kim bilir bu kaçıncı kaçışımdı kendime, sonu yoktu ki duraklarımın. Uzaktan atılmış bir taş gibiydim ve ancak düştüğüm yerden çıkıyordu sesim. Ne kadar sürecekti bu düşüş, bilmiyorum. Galiba kendimi okumaya devam edecektim yine. Oysa hep okunmak istemiştim. Benim de bir gizim olmalıydı kendimi kalıcı kılan. Ama çabuk okunmuş bir kitap gibiydim ve gizim de fazla gecikmeden meydana çıkıyordu.
hiçbir şey saklayamadım şu yüreğimde. Bütün aşklarım, rüzgarda sallanan bir yelkenli gibi hemen gösterirdi kendini kıyıya.
Ben ancak başka bir öykünün sonu olabilirdim.
İşte böyle bir zamanda görmüştüm seni. Yazılmayı bekleyen bir tarih gibiydi duruşun. Bilirsin her tarih kendi yaratıcısını bekler; ben oradaydım. Elimde dünyanın bütün ağaçları kalem ve dahi yedi deniz eklenmiş yedi derya ki mürekkebiydi gözlerimin, öylece oturuyordum masamda.
Gelişine hazırdım.
Gidişini bekliyordum.
Ben, sen, biz.
Ve dahi gidişlerden payımıza düşen yeriyle sevgimiz.
Hazırdık.
Hazır mıyız?
murat çelik - gülziya