22:15

...
kendisine Prozac verilen kişi aynen şöyle diyor: "Tamam kendimi biraz daha iyi hissediyorum, ama içimde koca bir boşluk, bir şeylerin çözülmediği, tam hallolmadığı hissi kaldı." Bu örnekte görüldüğü gibi, artık insanın en doğal, en kendine özgü süreçlerine müdahale ediliyor. Bir kayıba verdiğimiz en doğal tepki olan yas bile istenmiyor artık. Çünkü "verem olmak üretimi düşürür" Çünkü ilaçlara yeni kullanım alanları açılmalıdır.
Halbuki dini geleneklerde (İslam, Hristiyanlık, Budizm) ızdıraba tahammül önemli bir yer tutar. Ayrıca katlanmanın, çile çekmenin insanı olgunlaştırdığı düşünülmüştür. Modern zamanlar tahammül duygusunu da alıp götürdü. Şimdi ızdırabı ya başa çıkmamız gereken bir stres durumu ya da 'iyileştirilmesi' gereken bir hastalık olarak algılıyoruz. Modern toplumda neyin ne olduğuna uzmanlar karar veriyor ve onlar da ızdırabın defedilmesi gereken bir şey, teknik müdahale için bir fırsat olduğunu söylüyorlar.
Ancak insan sorunlarının meslekileştirilmesi beraberinde bir dünyanın kaybını getiriyor. Muzdarip kişi, yaşantısını ahlaki anlamıyla yeniden kuracağı bir yerel bağlamdan oluyor. Kişi kendi çevresi içinde yaşamın anlamı/değeri gibi konular etrafında yaşantısını yeniden kurabilir, farklı bir açıklama sistemi bulabilirdi. Bunun yerine bir antidepresan önerilir kişiye. Hani eskilerin bir sözü vardı: Ya tahammül, ya sefer. Artık ne tahammül, ne sefer. Sadece Prozac!

kemal sayar - hüzün hastalığı