23:06

...
Belli ki aşkların da devletler gibi ömürleri vardı. Doğuyor, büyüyor ve ölüyorlardı. Ama aşklar ölüyordu da aşıklar sağ kalıyordu. Bunu bilmek türlü suret tarih teorisinin içinde kendine yakın gelen yazdığının hükmüne,kadim olan kelamdan apaçık bir delil bulan yazıcının isimleri öğrendiği andaki gönül açılmasına benzer bir ferahlama vermiyordu bana. Çünkü aşıktım ben. Üstelik kelama mecburdum ben. Ülkelerin ecellerinin Rab katından gelen bir yazgı olduğunu söyleyen kitap, aşk ve onun müştaklarına yer vermiyordu. Aşkların da devletler gibi kaçınılması imkansız ecelleri olduğuna, her şeye yer veren kitapta rastlasaydım, aşkı bu ismiyle okusaydım. Dayanacaktım. O kitapta, hub vardı, muhabbet vardı. Ama o kitapta aşkın esamesi okunmuyordu. Belli ki herşey ismi ile biliniyordu da bir tek âşık kalbinin kanı ile tanınıyordu. Çünkü aşkın sadece yangını vardı, ismi yoktu. Belli ki, herşey gibi dilin de kusursuzu cennette oluyordu.

nazan bekiroğlu - isimle ateş arasında