| 10:56 |
|
|
...
Bütün bu yaşananların üzerinden çok fazla zaman geçti; ama hala ruhumdaki izleri silinmedi.
Geçmişe dair birçok anı üşüşüyor zihnime ama... Ama, bu kadarı yeterlidir diye
düşünüyorum. Öyle sanıyorum ki, bu notları yazmakla da büyük hata işledim. En azından bu
hikayeyi yazarken, büyük bir utanç duydum. Bu durumda benim yaptığım edebiyat değil,
sadece günahının bedelini ödemek.
Daracık dünyamda, insanlardan kopuk, manevi olarak çürümüş, yeraltında kinimle başbaşa
nasıl boğuştuğumu anlatmak pek de hoş olmasa gerek. Üstelik romanların bir
kahramanı olur, bense bir kahramanın taşımaması gereken tüm
özellikleri taşıyorum. Bizim gibi insanları anlamanın en kolay yolu budur. Bizler, yaşama
yabancılaşmış, zorla yürüyen insanlar olduğumuzdan dolayı bu yazdıklarım etkili olacaktır.
Üstelik gerçek hayata öylesine yabancılaşmışız ki, adını bile duymak istemeyiz. Bunda da o
kadar ileri gideriz ki, gerçek hayatı ancak kitaplardan öğrenebileceğimize inanırız.
Peki ama, neden bazen olmadık hareketler yapıp, aptalca arzular peşinde koştururuz? Bunun
nedenini biz bile bilmiyoruz. Üstelik, bu olmadık isteklerimiz gerçekleştiğinde en çok zararı
görecek olan da bizizdir. Sırf denemek için içimizden birinin bağlarını çözüp, esaretini
kaldırarak özgürlüğe kavuştursanız bile, o yine esaret altına girmek isteyecektir. Eminim ki,
bu yazdıklarımı okuduğunuzda kızgınlıktan ayaklarmızı yerlere vuracak ve:
— Siz, kendi rezil hayatınızdan, kendi yeraltınız-dan bahsedin. Hepimizi karıştırmayın bu işe!
diye bağıracaksınız.
Hepinizi bu işin içine katarak kendimi kurtarmaya çalışıyorum. Ben, sizlerin yarım yamalak
bıraktığı şeyleri sonuna kadar götürdüm. Sizler, korkaklığınıza "ölçülü davranış" kılıfını
geçirip, onunla teselli buluyorsunuz. Şu halde, sizlerden daha gerçek bir hayat sürüyorum ben.
Şöyle bir düşünün bakalım, bizler "canlı"nın nerede olduğunu, nasıl bir şey olduğunu, nasıl
ifade edildiğini bile bilmiyoruz. Kitaplarımızı elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız.
Sonra da kimi sevip kime kızacağımızı, kimden uzaklaşıp kime yaklaşacağımızı, hiçbir şeyi
bilemeyiz.
Etiyle, kemiğiyle gerçek bir insan olmak, bizim için o kadar zordur ki!.. Utanıyor, ayıp kabul
ediyoruz bunu. "Ortalama insan" denebilecek, belirsiz bir tip olmaya çalışıyoruz. Gerçekte,
bizlerin yaşadığını söylemek pek mümkün değil, uzun bir zamandan beri canlı olmayan
babalardan meydana geliyoruz ve bunu zamanla sevmeye de başlıyoruz. Öyle ki, eğer
başarabilsek, düşüncelerden doğmayı bile kabul ederiz.
Bu kadar yeter artık. Bir daha "Yeraltı"ndan bir şey yazmayı düşünmüyorum.
...
dostoyevski - yeraltından notlar
Bütün bu yaşananların üzerinden çok fazla zaman geçti; ama hala ruhumdaki izleri silinmedi.
Geçmişe dair birçok anı üşüşüyor zihnime ama... Ama, bu kadarı yeterlidir diye
düşünüyorum. Öyle sanıyorum ki, bu notları yazmakla da büyük hata işledim. En azından bu
hikayeyi yazarken, büyük bir utanç duydum. Bu durumda benim yaptığım edebiyat değil,
sadece günahının bedelini ödemek.
Daracık dünyamda, insanlardan kopuk, manevi olarak çürümüş, yeraltında kinimle başbaşa
nasıl boğuştuğumu anlatmak pek de hoş olmasa gerek. Üstelik romanların bir
kahramanı olur, bense bir kahramanın taşımaması gereken tüm
özellikleri taşıyorum. Bizim gibi insanları anlamanın en kolay yolu budur. Bizler, yaşama
yabancılaşmış, zorla yürüyen insanlar olduğumuzdan dolayı bu yazdıklarım etkili olacaktır.
Üstelik gerçek hayata öylesine yabancılaşmışız ki, adını bile duymak istemeyiz. Bunda da o
kadar ileri gideriz ki, gerçek hayatı ancak kitaplardan öğrenebileceğimize inanırız.
Peki ama, neden bazen olmadık hareketler yapıp, aptalca arzular peşinde koştururuz? Bunun
nedenini biz bile bilmiyoruz. Üstelik, bu olmadık isteklerimiz gerçekleştiğinde en çok zararı
görecek olan da bizizdir. Sırf denemek için içimizden birinin bağlarını çözüp, esaretini
kaldırarak özgürlüğe kavuştursanız bile, o yine esaret altına girmek isteyecektir. Eminim ki,
bu yazdıklarımı okuduğunuzda kızgınlıktan ayaklarmızı yerlere vuracak ve:
— Siz, kendi rezil hayatınızdan, kendi yeraltınız-dan bahsedin. Hepimizi karıştırmayın bu işe!
diye bağıracaksınız.
Hepinizi bu işin içine katarak kendimi kurtarmaya çalışıyorum. Ben, sizlerin yarım yamalak
bıraktığı şeyleri sonuna kadar götürdüm. Sizler, korkaklığınıza "ölçülü davranış" kılıfını
geçirip, onunla teselli buluyorsunuz. Şu halde, sizlerden daha gerçek bir hayat sürüyorum ben.
Şöyle bir düşünün bakalım, bizler "canlı"nın nerede olduğunu, nasıl bir şey olduğunu, nasıl
ifade edildiğini bile bilmiyoruz. Kitaplarımızı elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız.
Sonra da kimi sevip kime kızacağımızı, kimden uzaklaşıp kime yaklaşacağımızı, hiçbir şeyi
bilemeyiz.
Etiyle, kemiğiyle gerçek bir insan olmak, bizim için o kadar zordur ki!.. Utanıyor, ayıp kabul
ediyoruz bunu. "Ortalama insan" denebilecek, belirsiz bir tip olmaya çalışıyoruz. Gerçekte,
bizlerin yaşadığını söylemek pek mümkün değil, uzun bir zamandan beri canlı olmayan
babalardan meydana geliyoruz ve bunu zamanla sevmeye de başlıyoruz. Öyle ki, eğer
başarabilsek, düşüncelerden doğmayı bile kabul ederiz.
Bu kadar yeter artık. Bir daha "Yeraltı"ndan bir şey yazmayı düşünmüyorum.
...
dostoyevski - yeraltından notlar